Sanat-ı İlahi Müzesinde Bir Ömür Telâşı: Allah Niçin Kendini Tanıttırmak İstiyor?
Gecenin sükûnetinde, Sözler mecmuasının Yirmi Altıncı Penceresi’ni araladığımda, ruhuma sığmayan bir sızıyla irkildim. Karşımda, kâinatın her zerrine nakış nakış işlenmiş muazzam bir hakikat duruyordu: Kendini hadsiz bir muhabbetle tanıttırmak ve sevdirmek isteyen bir Zât-ı Zülcelal ve bu yüksek nidayı duymamak için kulaklarını tıkayan gafil bir insanoğlu... Bu tezat, içimde tarifi imkânsız bir hüzün dalgası uyandırdı. Düşündüm, dünden beri durmaksızın zihnimi ve kalbimi meşgul eden o ezelî suali sordum nefsime: Allah, niçin kendini bu kadar şiddetle tanıttırmak istiyor?
Bu sualin cevabını ararken başımı kâinat kitabına çeviriyorum. Görüyorum ki, mevcudatın yüzünde işleyen ve hiç durmayan bir Kalem-i Tahsin ve Tezyin var. Yani, her şeyi en güzel surette yaratan ve süsleyen bir ihsan kalemi... Bir çiçeğin yaprağındaki zarafette, rengindeki cazibede, kokusundaki letafette hep o kalemin mürekkebi parlıyor. Ağaçların heybetli duruşunda, meyvelerin gözü ve ruhu okşayan latif görüntülerinde hep aynı ilan okunuyor: "Ben buradayım, sizi görüyorum, sizi biliyorum ve size kendimi sevdirmek istiyorum."
"Evet, şu kâinatın Sânii, kâinatı antika sanatlarla süslemiş ve her bir mevcuda birer lisan-ı hal ihsan ederek, kendisini zîşuurlara tanıttırmak ve sevdirmek istiyor." (Risale-i Nur)
Peki, Rabbimizin bu tanıttırma arzusu karşısında bizim........
