menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Zerrelerin oyunu

21 0
18.07.2026

İnsanoğlu, bilmediği şeylerin üzerine kalın örtüler örtmekte eşsiz bir ustadır. Anlamadığımızı itiraf etmenin o serin sularına girmektense, kof ve gürültülü cümlelerin kuraklığında kavrulmayı tercih ediyoruz. Hakikati karmaşıklaştırdıkça büyüdüğümüzü zannediyoruz. Oysa bir fikrin namusu, onun etrafına örülen laf kalabalığında değil; toprağa ne kadar yakın durduğunda gizlidir.

Tahakküm kuramadığımız şeylere "bilmiyorum" demenin o muazzam hafifliğinden ürküyoruz.

Düşünce dünyasında, insanın kendi kibriyle arasına mesafe koyduğu bu sessizlik eşiğine tevakkuf denir. Kesin hüküm vermeden durup bekleme, kendi cehaletini kabullenip gerçeğin yüzündeki peçeyi kendi kendine indirmesine izin verme halidir bu. Tevakkuf makamına ulaşamayan zihin, sadece başkalarının ezberlerini yankılayan sığ bir çukurdan ibarettir.

Yirminci asrın ortalarında, insanlığın üzerine atomun o karanlık ateşini düşüren o yıkıcı projenin ardından ruhu yorgun düşmüş bir fizikçi vardı. Bilimin zirvesinde oturmasına, kuantumun gizemli dünyasını çözüp o prestijli Nobel madalyasını boynuna asmasına rağmen, o her daim dağın eteklerindeki yavan toprağı aradı. Onun yegâne pusulası şuydu:

"Bir meseleyi on yaşındaki bir çocuğun avuçlarına onu incitmeden bırakamıyorsanız, o meseleyi henüz siz de avuçlamamışsınız demektir."

Analitik bir şuurla meselelere yaklaştığımızda,........

© Milat