Yüzde birin ağırlığı doksan dokuzun ayazı
Sabahın kör ayazında, kalorifer peteği nefesini tutar. Binlerce kilometre ötede atılmış bir imzanın isli kokusu odaya dolmaya o an başlar. Soğuyan sadece demir değildir; bir coğrafyanın damarlarında dolaşan enerjinin nabzı usulca yavaşlar. Tahran'dan kesilen gazın faturası, İstanbul'daki bir sabah çayının buğusunu dondurmaya yetecek kadar ağırdır. Uluslararası diplomasinin o ağır ve köşeli kararları, sızacak bir yarık bulup doğrudan evimizin kalbine oturur.
Tarih, sadece geçmişin değil, bugünün de aynasıdır. Tıpkı 1929 yılında, nüfusun yalnızca yüzde onunun okuma yazma bildiği bir dönemde, koca puntolu gazetelerin dönemin seçkinleri tarafından, yine o seçkinlerin çıkarları doğrultusunda kurgulanması gibi, bugün de küresel anlatı dar bir zümrenin kaleminden çıkıyor.
Peki, vanaların sessizliğe gömüldüğü bu denklemde elimizdeki veriler bize ne söylüyor?
Rakamların keskin diliyle konuşmak zorundayız. Günlük yüz seksen milyon metreküplük koca bir yutkunma halimiz var. Sınırın ötesinden gelen pay ise otuz milyon metreküp civarında seyrediyor. İki milyar metreküplük yeraltı depolarımız, şimdilik göğsümüzü siper etmemizi sağlıyor. Fakat ihtimalleri tartan ölçülü bir zihin bilir ki; dışarıya devasa oranda yaslanmış bir yapının temelleri, esen her uluslararası fırtınada çatırdamaya mahkumdur.
Bu bir panik çığlığı değil, masadaki verilerle çıplak bir yüzleşme anıdır.
Dışarıda boru hatlarının üşüdüğü saatlerde, içeride tuğlaların sessizce el değiştirdiği başka bir fırtına kopuyor. Bir dönemin toprağa hükmeden feodal beyleri, bugün beton blokların ve tapu dairelerinin loş koridorlarında yeniden diriliyor. Bir........
