Dengeli tahterevalliler
Başkan ve dev şirket patronları, on iki saatlik zaman farkını geride bırakıp Washington'un boğucu gündeminden bir süreliğine uzaklaşırken; gezegenin asıl ağırlık merkezi Doğu'nun kadim surlarına doğru kaymaya başlamıştı. Mayıs ayının ortasında, okyanus ötesinden Pekin’e uzanan bu köprü, sadece diplomatik bir seyahat değil, dünya üzerindeki güç transferinin ta kendisidir. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın, ülkenin en büyük teknoloji ve tarım şirketlerinin yöneticileriyle Çin’e yaptığı bu hamle, uluslararası rekabetin yeni sınır hatlarını çiziyor.
Kıtalararası uçuşların sunduğu bu geçici sessizlik, arka planda biriken devasa dip dalgalarını örtmeye yetmiyor. Amerikan iç piyasasında her geçen gün koyulaşan bulutlar, bu ziyaretin asıl itici gücünü oluşturmakta. Ortadoğu’daki gerilim sadece Amerikan iç siyasetini değil, küresel masaları da zehirliyor. Nitekim basına sızan ve tarafların birbirini "teslimiyete" zorladığı o maksimalist müzakere şartları; uranyum stoklarından dondurulmuş varlıklara, tazminat taleplerinden nükleer tesislerin akıbetine kadar uzanan kördüğümün, aktörleri ne kadar uzak uçlara savurduğunu açıkça gösteriyor. Washington ile Tahran arasında kurulan bu uyuşmazlık uçurumunun kenarında, yeryüzünün o şaşmaz kanunu devreye giriyor.
Eskiler anlatır: Bir kral, güneşi yalnızca kendi bahçesine çeksin diye ülkedeki bütün aynaları sarayının çatısına dizdirmiş. Başlangıçta bahçesi gürleşmiş, meyveler irileşmiş. Ama ışık o kadar yoğunlaştı ki toprağı çatlatmış, çiçekleri kavurmuş. Günün birinde o büyük aynalardan biri, topladığı ışığı sarayın ahşap çatısına geri vermiş. Saray, kendi topladığı ışıkla yanıp kül olmuş. Bütün ihtişamı ve gücü tek bir elde toplama hırsının o kör edici parıltısı, en nihayetinde........
