menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hilmi Hacaloğlu yazdı | Türkiye-AB ilişkilerinde kritik viraj: Akın Gürlek için yaptırım talebi

21 0
13.06.2026

Hafta Sonu Yazıları  Manşet

Son güncelleme: 13 Haziran 2026 -

Hilmi Hacaloğlu yazdı | Türkiye-AB ilişkilerinde kritik viraj: Akın Gürlek için yaptırım talebi

13 Haziran 2026 Cumartesi

Yoğun bir haftaydı. Pazartesi günü Tele 2 Haber’den çok geç döndüm, salı günü sabah kuşluk vakti Ankara’ya CHP Grubu’na gittim, aynı gece yarısı döndüm. Perşembe sabahı Silivri’ye İBB davasına gittim, öğleden sonra Medyascope’ta Rivayet Muhtelif’te Doç. Dr. Erol Ülker ile “İşgal İstanbul’unda sosyalist örgütlenmeleri ve İttihatçı Sol”u konuştuk.

Programdan çıkınca apar topar Taksim’de Avrupa Parlamentosu üyesi Vladimir Prebilić ve ekibiyle dar bir gazeteci grubunun buluşacağı toplantıya yollandım. Masaya oturduğumda T24’te muhteşem röportajlar yapan Cansu Çamlıbel’in ardı ardına sorularla Yeşiller-Avrupa Özgür İttifakı üyesi parlamenterle koyu bir sohbete daldığını fark ettim. NTV yıllarımdan meslektaşım Cansu Çamlıbel, aynı kurumda Brüksel muhabirliği yaptıktan sonra Hürriyet Daily News ve Hürriyet’te çalışmış sonrasında Hürriyet’in Washington Temsilciliği de yapmış bir gazeteciydi. Biz iç siyasetin boğucu gündeminde boğuşurken o diplomasi gazeteciliğini aslında hiç bırakmamıştı.

Ben de Sınır Tanımayan Gazeteciler’in Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve MLSA’dan Semra Pelek’in de olduğu masada “mutlak butlan”, “CHP’den 9 milletvekilinin ihraç talebiyle YDK’ya sevki” ve “İBB Davası’ndaki çıplak arama” mevzularına bir ara verip Türkiye-AB ilişkilerine yoğunlaşmaya başladım.

Aslına bakarsanız üzerimdeki AB pasını atmak hiç kolay olmadı. 2020 yılında ilk kez Türkiye’ye gelen Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor’un İstanbul’da Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın Basın Evi’nde basın toplantısı izledikten sonra o konuya ilgim epeyce azalmıştı.

Zira Nacho Sanchez Amor, Türkiye’deki demokrasi ve hukuk meselesine “Demirtaş ve Kavala davaları Türkiye’nin önünde duran mükemmel fırsat. Bu konuda adımlar atılırsa hukukun üstünlüğü konusunda ilerleme olacak. Bu adımlarla Türkiye, kendisini üyelik sürecinde AB’ye yaklaştıracak standartları yakalayabilir’’ sığlığında yaklaşmış sonrasında Can Atalay ve Tayfun Kahraman Anayasa Mahkemesi kararlarında da benzer şekilde yaklaşım göstermişti.

Bu toplantıya gitmeden baktığım 2025 Avrupa Komisyonu Türkiye raporu da “Türkiye ile yürütülen katılım müzakereleri, Aralık 2024 tarihli Konsey Sonuçlarında da tekrar edildiği üzere, 2018’den bu yana durma noktasındadır. AB’nin, demokratik standartlar, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel haklara saygının giderek kötüleşmesiyle ilgili ciddi endişeleri giderilmemiştir. 2025’in başından bu yana seçilmiş yetkililer, muhalif figürler, siyasi aktivistler, sivil toplum ve iş dünyası temsilcileri, gazeteciler ve diğer kişilere yönelik tutuklamalar ve suçlamalar, Türkiye’nin demokratik geleneğine bağlılığının giderek daha fazla sorgulanmasına yol açmış ve yargı bağımsızlığı konusundaki endişeleri derinleştirmiştir. 2016 AB-Türkiye Mutabakatı sonuç vermeye devam etmiştir ve göç konusunda işbirliği açısından hâlâ kilit bir çerçeve teşkil etmektedir” diyor. Hatta yasama ve yürütme arasındaki kuvvetler ayrılığına işaret ediyor ama ötesine geçmiyordu.

Ayrıca “Türkiye göç yönetimi konusunda, Doğu Akdeniz rotasında son derece kilit ortağımız” pozisyonuna sadakatle bağlı olan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında su sızmıyordu. Kayyum atamaları, belediye operasyonları, Cumhurbaşkanı adayının tutuklanması Avrupa için öteden beri öncelikli bir mesele görülmüyordu. Hani alan memnun satan memnun dengesi gayet itidalli bir sürüyordu.

Bu duygu ve düşüncelerle gittiğim toplantı hiç de bu çerçevede geçmedi. Kestirmeden söyleyeyim Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Danışmanı Sarah Henkel ve danışmanı Dorde Bojović birlikte bizim sorularımızı yanıtlayan Vladimir Prebilić asla sözünü sakınmadı.

Röportaja geleceğim ama o gün erken saatlerde İBB davasında gördüğüm Prebilić bizimle toplantıdayken X hesabında bu yıl sadece iki paylaşım yaptığı halde Dilek İmamoğlu ve İBB Başkan Vekili Nuri Aslan ile yaptığı görüşmeyi “Dilek İmamoğlu ve CHP Parti Meclisi ekibinin Türkiye’de adalet ve demokrasi için verdiği mücadeledeki cesaret ve kararlılığı beni çok etkiledi. Ekrem İmamoğlu derhal hapisten çıkarılmalı ve görevine geri dönmeli” metni ile birlikte yılın üçüncü paylaşımı olarak yaptığını da dikkatlerinize sunmuş olayım.

Fascinated by the courage and determination of @dk_imamoglu and whole @chppartimeclisi team to fight for justice and democracy in Türkiye.@ekrem_imamoglu needs to be immediately released from prison and return to office!Europe stands in solidarity with him and his family! https://t.co/WIQZmo0pFC— Vladimir Prebilič (@VPrebilic) June 11, 2026

Fascinated by the courage and determination of @dk_imamoglu and whole @chppartimeclisi team to fight for justice and democracy in Türkiye.@ekrem_imamoglu needs to be immediately released from prison and return to office!Europe stands in solidarity with him and his family! https://t.co/WIQZmo0pFC

Peki Slovenya’nın en büyük sınırlarına sahip belediyesi Kočevje’yi dört dönem yönettikten sonra 2022’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 10 oy oranıyla dördüncü olan Prebilić neler söyledi? Kritik cümlelerinden ilki “Türk halkına yardım edeceğiz ama bu hükümetin ajandasına yardım etmeyeceğiz” idi. İkinci mesaj daha netti: “Erdoğan bu rejimle ülkeyi yönetmeye devam ettiği sürece Avrupa Birliği ile hiçbir ilerleme olması mümkün değil.” Bu sözlerin keskinliğinde hiç şüphesiz ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupa’yı küçümseyen siyasi tutumunun ve Trump ile Erdoğan’ın dostluğunun etkisi olduğu muhakkak. Prebilić, son olarak Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında bir yaptırım talebinin İlerleme Raporu’na gireceğini de belirtti.

Bu yaptırımların hayata geçmesi için 17 Haziran’da yapılacak toplantıdaki oylamada kabul edilmesi yeterli değil. Bunun Avrupa Birliği Liderler Zirvesi aşaması da var. Ama yine de bir Türk Bakanın adının ilk kez Avrupa Komisyonu İlerleme Raporu bağlamında “yaptırım” başlığıyla gündeme gelmesi mühim bir durum. Üstelik Türk yetkililerin Adalet Bakanı’nın isminin rapordan çıkarılmasını talep ettikleri hâlde bunun yapılmayacağı yanıtı da verilmiş.

Ağırlıklı olarak Cansu Çamlıbel’in sorduğu soruları yine Cansu Çamlıbel’in çevirisiyle dikkatlerinize sunuyorum.

“Akın Gürlek’e yaptırım uygulanması çağrısı yapıyoruz”

Bu seneki Avrupa Parlamentosu Türkiye raporunun en kritik noktası sizce nedir?

İnsan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu Türk yetkililere karşı, AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında, AB’deki varlıkların dondurulması da dahil olmak üzere yaptırım uygulanması çağrısı yapıyoruz. Burada Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ismi bizzat metne girdi. Çünkü kendisini bu siyasi motivasyonla yürütülen yargılamaların baş aktörü olarak görüyoruz.

Önerdiğiniz yaptırım biçimi nedir?

AB sınırları içindeki mallarının ve hesaplarının dondurulması, finansal işlemler yapmasının engellenmesi.

Gördüğüm kadarıyla AB sınırları içine girmemesi de kapsayacak bir öneri değil.

Hayır, o yok. Ama neyi önerdiğimizi biz açık biçimde Türk hükümetiyle yaptığımız görüşmelerde kendilerine önceden haber verdik. Ankara’dan bazı iktidar partisi milletvekilleriyle yaptığımız görüşmelerde açıkça bize “Bu isim kararda olmasın” talebinde bulunuldu. “Akın Gürlek’in isminin metinden çıkarılması için ne yapabiliriz?” diye soruldu. Kendilerine yanıtım çok basitti. “Yanlış soruyu soruyorsunuz çünkü bu ismin metinden çıkarılması için bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Bu ismi oradan çıkaracak şey sizin Türkiye’de yapacaklarınızdır” dedim.

“Türkiye’ye ve Türk halkına yardım etmek istiyoruz”

Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu’nun AKP’li Eş Başkanı İsmail Karayel.

Bizim mesajımız açık; artık yeter, şaka yapmıyoruz. Biz bu konuları gündeme getirince Türk tarafı hep vize serbestisi ve Gümrük Birliği konularını gündeme getiriyor. Ancak Türk hükümeti demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında tutum değiştirmediği sürece bu alanlarda Türkiye için hiçbir gelişme olmayacaktır.

Farkındayız, hükümetiniz durumu halka “Avrupa Birliği Türkiye’den nefret ediyor” şeklinde sunmaya çalışıyor. Biz Türkiye’den nefret etmiyoruz, Türkiye’ye ve Türk halkına yardım etmek istiyoruz. Ama bu hükümetin ajandasına yardım etmeyeceğiz.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in AB yaptırım listesine konulması CHP hakkındaki “mutlak butlan” kararından sonra mı gündeme geldi?

Hayır, 21 Mayıs’ta mahkeme kararı çıkmadan önce de zaten bu bölüm taslak metne girmişti.

“AP üyelerinin yüzde 70’i Trump’ın başkanlık görevinde olmasından rahatsızlık duyuyor”

Türkiye’deki muhalif toplum kesimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriterleşmesinde Avrupa Birliği’nin umursamazlığının, pragmatizminin, demokrasi konusunda bilinçli biçimde kafayı öte tarafa çevirip görmezden gelmesinin çok büyük etkisi olduğu izlenimi var. Bu algının farkında mısınız? Avrupa Birliği gelinen noktada bu konuda bir özeleştiri verebiliyor mu?

Evet, haklısınız. Avrupa Birliği belli bir noktaya kadar bu oyunu Erdoğan’la siyasi oportünizm nedeniyle oynadı. Çünkü Türkiye’ye ihtiyaç vardı. Bir mülteci akını vardı, Suriye’de istikrarsızlık vardı, IŞİD ile mücadele vardı. Avrupa Birliği açısından Erdoğan ve Türkiye Ortadoğu’da bir çeşit “istikrar” unsuru olarak görüldü. “Demokrasinin bazı unsurları........

© Medyascope