2026-2027 Adli Yılı başladı | TBB Başkanı Erinç Sağkan: “Silahlar susuyorsa konuşma sırası artık hukuka geçmeli”
Son güncelleme: 1 Eylül 2026 -
2026-2027 Adli Yılı başladı | TBB Başkanı Erinç Sağkan: “Silahlar susuyorsa konuşma sırası artık hukuka geçmeli”
Tercih edilen kaynak olarak ekle
İSTANBUL (Medyascope, ANKA) – Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, 2026-2027 Adli Yılı’nın açılışında Türkiye’nin terörün ülke gündeminden çıkarılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanması açısından tarihi bir eşikte olduğunu söyledi. Sürecin yalnızca silahların susması olarak görülmemesi gerektiğini belirten Sağkan, “Silahlar susuyorsa konuşma sırası da artık hukuka geçmelidir” dedi. Sağkan ayrıca yargı bağımsızlığı, tutuklama tedbirleri, ifade özgürlüğü ve avukatların yaşadığı sorunlara ilişkin eleştiriler yöneltti.
2026-2027 Adli Yılı, Yargıtay’daki İsmail Rüştü Cirit Konferans Salonu’nda düzenlenen törenle başladı. Törene Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile hakim, savcı ve Yargıtay üyeleri katıldı.
Törende konuşan TBB Başkanı Erinç Sağkan, Türkiye’nin çevresinde savaşların sürdüğü bir coğrafyada yeni adli yıla girdiğine dikkat çekti. Türkiye’nin çatışmasızlık süreçleri ve barış çabalarında önemli aktörlerden biri olması gerektiğini belirten Sağkan, yaklaşık 40 yıldır devam eden terör sürecinin demokrasi ve hukuk pratiğinde de derin krizlere yol açtığını söyledi.
TBB Başkanı Erinç Sağkan, Türkiye’nin terörün ülke gündeminden çıkarılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanması bakımından tarihi bir eşikte olduğunu belirterek, önümüzdeki meselenin yalnızca silahların susması olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Sürecin demokratik hukuk devletinin güçlendirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin hukuk aracılığıyla sağlanması olarak ele alınması gerektiğini söyleyen Sağkan, sürecin hukuki zemininin açık, öngörülebilir, denetlenebilir ve anayasal ilkelerle uyumlu olması gerektiğini ifade etti.
Sağkan, AYM ve AİHM kararları için ne dedi?
Hukukun üstünlüğünün en önemli göstergelerinden birinin bağımsız yargının kararlarına uyulması olduğunu belirten Sağkan, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasının devlet açısından hukuki bir yükümlülük olduğunu söyledi.
Sağkan, son dönemde tutuklama ve bazı adli kontrol tedbirlerinin kanunda öngörülen koşullar dikkate alınmadan ve ölçüsüz biçimde uygulandığını savundu. Ceza soruşturmalarındaki gizlilik ilkesinin kamu makamları tarafından ihlal edilmesinin masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkını zedelediğini belirten Sağkan, bu uygulamaların ceza adalet sistemine yönelik güvensizliği artırdığını söyledi.
İfade özgürlüğüne ilişkin yargı pratiklerinin de özgürlük alanını daralttığını belirten Sağkan, özellikle Türk Ceza Kanunu’ndaki “Kamu Barışına Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenen suçlara ilişkin bazı yargısal uygulamaların ifade özgürlüğü üzerinde baskıya dönüştüğünü ifade etti.
Siyasetin dili ile yargının dilinin birbirine yaklaşmasının da adalete duyulan güveni sarstığını belirten Sağkan, siyasi ihtilafların mahkeme salonlarına taşındığı bir ortam oluştuğunu söyledi. Yargı kararlarının hukuki gerekçesinden çok kime yaradığı ve hangi siyasi sonucu doğuracağının tartışılmasının hukuk devleti açısından sorunlu olduğunu ifade etti.
Geciken adalet sorunu
Sağkan, yargılamaların uzun sürmesini adalet sisteminin temel sorunlarından biri olarak nitelendirdi. Yargının iş yükünün azaltılması ve avukatların bilgi ve belgelere erişiminin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini belirtti.
Savunma mesleğinin bağımsız ve güçlü olmadığı bir yargının bağımsızlığından söz edilemeyeceğini vurgulayan Sağkan, avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle suçlama konusu yapılmasını, hukuka aykırı gözaltı ve tutuklamaları, avukatlık bürolarında usule aykırı arama ve el koyma işlemlerini eleştirdi.
Konuşmasının sonunda Cicero’nun “silahlar konuşurken hukukun sustuğu” sözünü hatırlatan Sağkan, siyasi iradelerin çatışmaları sona erdirebileceğini ancak kalıcı toplumsal bütünleşmenin hukuk düzeniyle mümkün olacağını söyledi:
“Silahlar susuyorsa konuşma sırası da artık hukuka geçmelidir. Her alanda, herkes için ve eşit biçimde.”
Yargıtay Başkanı Kerkez: “Adalet güçlü olanın değil, haklı olanın yanında olur”
Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez ise adaletin devletin gücü ve vatandaşın devlete duyduğu güven açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Hakimlerin karar verirken tarafların güçlü ya da güçsüz olmasına bakmaması gerektiğini belirten Kerkez, “Adalet güçlü olanın değil, haklı olanın yanında olur” dedi.
Hakimin herhangi bir korku veya beklenti içinde olmadan karar vermesi gerektiğini söyleyen Kerkez, kararların gerekçeli, anlaşılır, denetlenebilir ve makul sürede verilmesi gerektiğini ifade etti. Yargılamaların yalnızca hukuki veya cezai bir olaydan ibaret olmadığını belirten Kerkez, her dosyanın arkasında insanların hayatlarının bulunduğunu söyledi.
Avukatların yargının vazgeçilmez unsurlarından olduğunu da söyleyen Kerkez, “Avukat vatandaşımızın mahkemedeki sesidir” ifadesini kullandı. Yeni adli yıldaki hedeflerinin makul sürede yargılama, içtihat birliğinin güçlendirilmesi ve adalete duyulan güvenin artırılması olduğunu söyledi.
İstanbul Barosu’ndan “Adalet Bildirgesi”
İstanbul Barosu da yeni adli yıl dolayısıyla “Adalet Bildirgesi” açıkladı. Açıklamayı İstanbul Baro Başkanı İbrahim Kaboğlu yaptı. Kaboğlu, savaş, seferberlik ve olağanüstü hallerde dahi korunması gereken temel hakların barış döneminde sistematik olarak ihlal edildiğini savundu.
Silivri’deki yargılamalara dikkat çeken Kaboğlu, tutuklamanın istisnai bir önlem olmaktan çıkarılarak “hürriyetten yoksun kılma” uygulamasına dönüştürüldüğünü söyledi. İstanbul dışındaki belediyelere ilişkin davaların Silivri’de görülmesi, duruşmaların uzun sürmesi, savunma hakkının kısıtlanması ve tutukluluk incelemelerinin dosya üzerinden yapılmasını eleştirdi.
İstanbul’daki cezaevlerinde doluluğun kapasitenin en az iki katına, Silivri’de ise üç katına çıktığını belirten Kaboğlu, mahpusların barınma ve sağlık haklarının fiilen kullanılamaz hale geldiğini savundu. Kaboğlu, “Mahpusluk, haklardan yoksunluk demek değildir. İnsan haysiyeti hapishane kapısında durmaz” dedi.
Diyarbakır Barosu: “Gerçek barış, geçmişi unutmak değildir; geçmişle yüzleşebilme cesaretidir“
Diyarbakır Barosu da 2026-2027 Adli Yılı’nın başlaması dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada yargı bağımsızlığı, uzun tutukluluklar, uzun süren yargılamalar, savunmanın önündeki engeller ve cezasızlık sorunlarına dikkat çekti. Baro, özellikle AYM ve AİHM kararlarının uygulanmamasını eleştirerek Selahattin Demirtaş ve arkadaşları, Osman Kavala ve Can Atalay hakkında verilen kararların uygulanmamasının hukuk devleti açısından kabul edilemez olduğunu belirtti.
Seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması ve belediyelere kayyum atanmasına da değinen Diyarbakır Barosu, bu uygulamaların istisnai bir yöntem olmaktan çıkarılıp olağan bir yönetim pratiğine dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.
Avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle soruşturma ve kovuşturmalara maruz bırakılması, tutuklanması veya cezaevinde tutulmasının yalnızca avukatların özgürlüğüne değil, savunma ve adil yargılanma hakkına da müdahale olduğu belirtildi.
Açıklamada genç avukatların ekonomik sorunlarına, CMK ücretlerinin düşüklüğüne, vergi yüküne ve kamu avukatlarının özlük haklarına ilişkin sorunlara da dikkat çekildi. Gazetecilerin mesleki faaliyetleri, sivil toplum örgütlerinin çalışmaları ve yurttaşların düşüncelerini açıklamaları nedeniyle yargısal tehditle karşı karşıya kalmasının demokratik hukuk alanını daralttığı ifade edildi.
Diyarbakır Barosu, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetle mücadele, çevre hakkı, cezaevlerindeki koşullar ve ağır hasta mahpusların durumuna ilişkin de çağrılarda bulundu. Tutuklamanın istisnai bir tedbir olmaktan çıkarak fiili bir cezalandırma aracına dönüştüğü belirtilerek uzun tutukluluklara ve uzun süren yargılamalara son verilmesi istendi.
Diyarbakır Barosu, geçtiğimiz günlerde TBMM tarafından kabul edilen, kamuoyunda “çerçeve yasa”........
