menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bülent Somay yazdı: CHP’ye hariçten gazel

21 0
20.06.2026

Son güncelleme: 20 Haziran 2026 -

Bülent Somay yazdı: CHP’ye hariçten gazel

20 Haziran 2026 Cumartesi

Tercih edilen kaynak olarak ekle

Baştan söyleyeyim, CHP’li değilim, 70 yıllık hayatım boyunca da hiç CHP’li olmadım. Kendimi bildim bileli, en azından 50 yıldır Marksistim, bu da CHP’li olmaya pek olanak tanımıyor zaten. CHP’ye hayatımda bir kere oy verdim, 2023 Cumhurbaşkanı seçiminde. Hayatımda en övündüğüm kararlarım arasında yer almıyor bu tercih. Ama o sırada başka seçenek görememiştim; bir tür politik körlük ya da panik diyebiliriz belki de. Aynı hatayı bir kere daha yapacak değilim kuşkusuz. (Daha önce, 1970’lerde de Ecevit’e oy vermeyi düşünmüştüm bir kere, ama yaşım elvermemişti – 1977 seçimlerini 21 günle kaçırdım; o zaman seçmen yaşı 21 idi). O yüzden şimdi söyleyeceklerim bir iç tartışma ya da özeleştiri olarak görülmesin lütfen. Bu açıkça dışarıdan bir eleştiri, bir “hariçten gazel”. Yer yer çok dostça tınlamayabilir, ama ben düşmanca da olmadığını umuyorum.

Son bir ay içinde yapılmış beş-altı kamuoyu araştırmasını incelemeye çalıştım. Bunların bir kısmı (özellikle biri, ORC’un araştırması) hiçbir şey olmamış gibi, olağanüstü bir durumda değilmişiz gibi yapılmış. Diğerleri ise (GÜNDEMAR, TÜSAM, SONAR, Işık Üniversitesi/Emotics) varolan olağanüstü durumu kabullenip, bunu spekülatif bir soruyla değerlendirmeye çalışıyor. İki durumda da zaten son zamanlarda iyice güvenilmez hale gelmiş olan “kamuoyu araştırması” verileri, daha da tartışmalı hale geliyor. Ancak gene de, bu verileri tartışılmaz doğrular olarak (hatta makul tahminler olarak bile) kabul etmeden, bu araştırmalardan bir biçimde faydalanmamız mümkün olamaz mı? Deneyelim. Yapacağımız ilk saptama şu: Son dönemde yayımlanan araştırmalar iki kampa ayrılıyor. GÜNDEMAR, TÜSAM, SONAR ve Işık Üniversitesi/Emotics, Özgür Özel merkezli bir yeni partinin AKP’yi geçebileceğini öne sürüyor. ORC ise böyle bir senaryoya hiç girmeyip mevcut tabloda CHP’yi AKP’nin gerisinde gösteriyor.

GÜNDEMAR, TÜSAM, SONAR ve Işık Üniversitesi/Emotics araştırmaları, “Özgür Özel (GÜNDEMAR’da Yavaş ve İmamoğlu ile birlikte) yeni parti kurarsa seçmen tercihleri nasıl şekillenir sorusuna cevap aramışlar. GÜNDEMAR’a göre CHP bu haliyle $,98 oy alırken “Yeni Parti” ), 93 oy alıyor, ki bu haliyle AKP’ye beş puandan fazla fark atıyor. “Kararsızlar ve protesto oyları dağıtıldıktan sonra” oranlarına girmiyorum, çünkü bunun faydalı bir yol olmadığını düşünüyorum. Kararsızlar ve protesto oyları “dağıtmak” iyi bir fikir değil; bunları “geçersiz” kabul edip, oranları geçerli oylar üzerinden hesaplamak daha makul bir yol bence. Neyse, devam edelim: TÜSAM’a göre bu “Yeni Parti” ),4 oy alıp AKP’nin 2,3 puan önüne geçiyor, Kılıçdaroğlu CHP’si %3,1’de kalıyor. Işık Üniversitesi/Emotics araştırmasında ise “Yeni Parti”, kesin bir oran verilmemekle birlikte, 3-37 arası oy potansiyeline sahip (Mansur Yavaş’ın katılıp katılmamasına göre farklılık gösteriyor oran); bu oran AKP’nin biraz üstünde;  Kılıçdaroğlu CHP’si ise %5-6 aralığında.

Gelelim SONAR araştırmasına. Bu araştırmada üç farklı senaryo var. Seçime Kılıçdaroğlu’nun başta olduğu CHP ile gidilirse, CHP ,1 oy alıyor, AKP 0,3’te kalıyor, ama CHP’den giden oylar DEM, İYİ Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti’ye dağılıyor. TİP’in oyu bile %2,7’ye çıkıyor. Özel CHP’yi bir şekilde geri almayı başarırsa, CHP 6,2 oy alıyor, AKP (,1’e düşüyor, DEM, İYİ Parti, MHP, Zafer Partisi ve Anahtar Parti ise, cüsselerine göre önemli ölçüde oy kaybediyor. Son senaryoda, yani Özel’in “Yeni Parti” kurduğu durumda ise, Yeni Parti 2,7 oy alıyor, AKP ',1’e düşüyor, DEM, İYİ Parti ve MHP aşağı yukarı sabit kalıyor, Kılıçdaroğlu CHP’si %6,4 oy alıyor, Zafer Partisi ve Anahtar Parti ise daha da oy kaybediyorlar.

Kabul edelim ki, “Yeni Parti” ile ilgili sorulan soru aslında bir spekülasyondan ibaret; olmayan, olacağı da henüz belli olmayan bir partiye oy verip vermeyeceğini kimse kesinlikle bilemez. Dolayısıyla, verilen cevapların da anlamlı bir “gerçeği” yansıtması beklenemez. Nitekim, bu soruyu sormaktan dikkatle kaçınan ORC, “şu anki” CHP’yi (,5 oranında göstererek, 2,4 oranındaki AKP’nin neredeyse dört puan gerisine düşürmüş. Alternatif ise yok hükmünde: ORC’a göre “Yeni Parti” isteyenler % civarında, üstelik bunların bir kısmı da kararsız.

Unutmayalım, kamuoyu araştırma çalışmaları, aslında bir yandan da kamuoyu oluşturma çalışmalarıdır. Bu araştırmaların temelinin atıldığı 1920’lerden beri böyleydi bu, ama yüz yıl boyunca bu iki özellik, “araştırma” ve “oluşturma” iyice birbirine karıştı. O kadar ki, muhtemelen bu işi yapanların kendileri de ne yaptıklarını tam olarak bilmiyorlar. Yani, merak saikiyle kamuoyunun ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlamaya mı çalışıyorlar, yoksa kendi inanç ve bazen de çıkarları doğrultusunda kamuoyunun tercihlerini yönlendirmeye mi çalışıyorlar, bunu kendileri de tam olarak ayırt edemiyorlar muhtemelen. Demek ki, saydığım ilk dört araştırma, Özgür Özel’e ve yandaşlarına “Yürüyelim arkadaşlar!” mı diyor, yoksa gerçekten varolan bir eğilimi mi ortaya çıkarıyor, bundan emin olamayız. Aynı şekilde,  ORC araştırması da “müesses nizam bozulmasın” kaygısıyla Özgür Özel ve arkadaşlarına fren işlevi görmeye mi çalışıyor, yoksa gerçekten varolan bir eğilimi mi yansıtıyor, orası da belirsiz.

Öyleyse bu veri yığınından nasıl bir fayda umabiliriz? Başka bir yol deneyelim: Saydığım araştırmalarda ve burada zikretmediğim başka birkaç araştırmada, zaman zaman seçmen tercihleri yaş gruplarına göre bölünüyor. Burada en çok dikkatimi çeken özellik, 18-25 yaş grubunda kararsız ve protesto oy oranının ülke ortalamasına göre epeyce yüksek olması. İçinde yaşadığımız neoliberalizm sonrası çağda, bu bulgu çok tehlikeli bir gelişmeye işaret ediyor olabilir. Tarih boyunca tüm popülist ve faşist hareketlerde görebileceğimiz temel ortak özelliklerden biri şu: Ekonomik ve toplumsal hayata bağımsız birer birey olarak yeni katılacak insanların politik tercihleri muğlaklaşır, hatta hedefi belirsiz bir isyana dönüşürse, yani “demokrasiden” umutları giderek kesilirse, bu kişilerin sağ popülist/proto-faşist hareketlere yönelmesi çok kolay olur.

Bu yönelim onların doğuştan ya da özsel olarak ırkçı, yabancı düşmanı, anti-entelektüel ya da şiddetten medet uman kişiler olduğu anlamına gelmez. Tersine “müesses nizam”dan giderek ümitlerini kesmekte olduklarını ve radikal, görünürde “anti-elitist” ve peşine takılanları bir tür iktidar sahibi kılmayı vadeden popülistlerin etkisi altına girebileceklerini gösterir. Popülistlerin izleyicilerine vadettiği “iktidar” nedir peki? Maalesef popülizmin vaadleri büyük ölçüde  şunlardan ibaret:  “Doktor dövme özgürlüğü”, bir takım “ünlü” kişilerin uyuşturucu, rüşvet ya da kara para aklama suçlamalarıyla tutuklanıp rezil olmalarına alkış tutma hakkı, göçmenlerin ekonomik krizden sorumlu gösterilip hedefe konulmasına tezahürat yapma keyfi. Tüm kararsız ya da “protesto oy kullanacak” gençler buraya yönelmeyecektir tabii. Ancak komünist, sosyalist, hatta sosyal-demokrat hareketler “müesses nizam”a karşı bir alternatif oluşturma konusunda uzunca süredir (dünya çapında) başarısız oldukları için, popülist proto-faşizm ciddi bir cazibe merkezi olarak orada durur.

Bu konuda Türkiye’nin biraz da olsa şanslı olduğunu söyleyeceğim izninizle. Şu anda bir değil tam dört proto-faşist partimiz/hareketimiz var gerçi (artık bir kıymet-i harbiyesi kalmamış olan BBP’yi de sayarsanız beş). Ancak bunların hepsi de “esas” hareket olan MHP’den kopma; onlar kopana kadar da Devlet Bahçeli sağ olsun, Türkeş sonrası MHP’yi bir “hareket” partisi olmaktan çıkarıp bir devlet partisi haline getirmeyi başarmıştı çoktan. Bu yüzden bu partilerin hiçbiri,........

© Medyascope