Okuyan insan okuyan toplum
Yaz sezonunun başlamasıyla insanlar tatil hazırlıklarına koyulur. Bu dönemde mağaza vitrinleri mayo, terlik ve havlu gibi yazın vazgeçilmezleriyle renklenir.
Ancak bu hareketlilik yalnızca bu ürünleri satan mağazalarla sınırlı değildir; daha mütevazı da olsa kitapçıların raflarında da bir canlanma göze çarpar.
Aslında iyi bir tatil sadece bedenin dinlenmesi anlamına gelmez; zihin de yeni keşiflere ve yolculuklara ihtiyaç duyar. İşte bu yüzden kitaplar, tatil bavulunun en değerli yol arkadaşlarından biridir. Çünkü Morris West’in dediği gibi, “Her kitap bir yolculuktur.”
Türkiye’de genel olarak kitap okumak çoğu zaman günlük hayatın doğal bir parçası olmaktan ziyade, “zaman bulunca yapılacak bir faaliyet” olarak görülüyor.
Bu galiba kitap okumayı bir ihtiyaçtan ziyade bir hobi olarak görmemizden kaynaklanıyor.
Kitap okumanın en verimli olduğu dönemler sadece boş vakitler değil, bazen tam da hayatın yoğun olduğu zamanlardır.
Günde 20-30 sayfa okumak bile bir yılın sonunda onlarca kitaba dönüşebilir.
Birçok gelişmiş ülkede insanlar trende, otobüste, öğle arasında ya da yatmadan önce birkaç sayfa okumayı günlük rutinin parçası haline getirmiş durumdadır.
Bu küçük alışkanlıklar, zihinsel birikimi ve düşünme esnekliğini besler; uzun vadede hayata bakışımızı zenginleştirir.
Rusya’yı ilk ziyaret ettiğim yıllarda beni en çok şaşırtan şeylerden biri, en mütevazı evlerde bile karşıma çıkan zengin kütüphaneler olmuştu. Kitaplar adeta evlerin doğal bir parçasıydı.
Daha sonra Moskova metrosunda yürüyen merdivenlerde bile kitap okuyan insanlara rastladım. Dakikaların bile boşa gitmesine izin........
