Herkesi sevemezsin
Son yıllarda sıkça duyduğum bir söylem var: “Herkesi sev.” İlk bakışta kulağa erdemli, barışçıl, vicdanlı bir çağrı gibi geliyor. Dahası iyi bir dünya vaadi gibi…
İnsan doğasına ve hayatın karmaşıklığına biraz yakından bakınca insan ister istemez soruyor: Gerçekten herkesi sevebilir miyim? Sevmeli miyim? Dahası, sevmek zorunda mıyım? Cevabım net: Hayır. Sevemezsin. Ve sevmek zorunda da değilsin.
İnsan, sınırsız sevgi kapasitesine sahip bir varlık değildir. Sevgi; güven, yakınlık, ortak deneyim ve karşılıklı saygı üzerine kurulur. Bize zarar veren, aşağılayan, manipüle eden, sürekli kötülük üreten birine karşı sevgi hissetmemek bir kusur değil, doğal bir tepkidir. Hatta ruh sağlığını korumanın bir gereğidir. İnsanın kendini koruma içgüdüsü, sevme arzusundan daha eski ve daha güçlüdür.
Sevginin değeri de buradan gelir zaten. Eğer herkesi aynı ölçüde sevebilseydik, sevginin özel bir anlamı kalmazdı. Bir insanı diğerlerinden ayıran şey, hayatımızdaki yeri, karakteri ve bizimle kurduğu bağdır. Sevgi, ayrım yapabilen bir duygudur; bu yüzden seçicidir. Seçiciliğini kaybetmiş bir sevgi, anlamını da kaybeder. Sonsuz dağıtılınca çoğalmaz, enflasyona uğrar.
Aynı şehirde yaşayan iki insan bile farklı değer sistemlerine, farklı ahlak anlayışlarına sahip olabilir. İnsanlar genellikle kendilerine benzeyenlere yaklaşır, ortak duygu geliştirdiği kişilerle bağ kurar. Herkesi sevmek beklentisi, bu çeşitliliği görmezden gelmektir.
Üstelik toplumları ilerleten şey sadece sevgi değil, eleştiri ve mesafe koyabilme yeteneğidir. Bazen bir düşünceyi, bir davranışı reddederek kendi değerlerimizi koruruz. Her şeyi sevmenin ve her şeyi onaylamanın sonunda ortaya çıkan şey hoşgörü değil, kayıtsızlıktır. Değer yargısının olmadığı yerde ahlaki tercih de anlamını........
