menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsrail’in şımarıklığı, Rusya’nın mesajı ve Türkiye’nin zor sınavı

31 0
21.08.2026

İsrail’in Suriye’nin İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Askerî Hava Üssü’nü, sekiz ayrı hedefi birden vurarak düzenlediği son operasyon, aslında haritaya bakmayı bilenler için sürpriz değil.

Bu saldırı, bölgedeki ateşin nereye kadar tırmandığını ve daha da önemlisi, Türkiye’nin bu denklemdeki gerçek konumunu çıplak biçimde ortaya koyuyor.

Önce peşinen ve tereddütsüz söyleyelim. İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan, komşu bir ülkenin egemenliğini alenen çiğneyen bu pervasız saldırganlığı elbette kınanmalıdır. Tel Aviv’in bütün bir bölgeyi kendi arka bahçesi, hatta serbest atış poligonu gibi görme şımarıklığı kabul edilebilir bir şey değildir. Ama mesele burada bitmiyor, tersine asıl mesele tam da burada başlıyor.

Eğer bu olayı yalnızca “İsrail saldırdı, Dışişleri de sert kınadı” çerçevesine sıkıştırırsak, fotoğrafın tamamını kaçırırız. Zira son günlerde hem ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın açıklamalarında hem de içerideki kimi değerlendirmelerde tuhaf bir “sağduyu” güzellemesi dolaşıyor. Anlatı şöyle, TSK heyeti üsten ayrıldıktan saatler sonra İsrail uçakları gelmiş, radarlarımız bunu görmüş, ama Türkiye “gerilimi tırmandırmamak” adına sağduyulu davranıp uçaklarını havalandırmamış.

Diplomasinin ve askerî stratejinin soğuk gerçekleriyle yüzleşelim. Buna sağduyu demek, diplomatik bir züğürt tesellisidir. Ebu Zuhur’da yaşanan şey sağduyu değil, basbayağı çaresizliktir. İkisini birbirine karıştırmak, kendimizi kandırmaktan öteye geçmez.

Bugün Suriye’nin kuzeyinde, “güvenliğimiz için oradayız” dediğimiz on binlerce Türk askeri görev yapıyor. İsrail Başbakanlık Ofisi ise hiç sıkılmadan, doğrudan Türkiye’yi işaret ederek, “Türk........

© Medya Günlüğü