Mavi Sakal’ın Odasında Roman Aramak, Romanın Karanlık Odasında Hayat Ağacını Aramak
Her zamankinin aksine, belli bir amaç için değil de öylesine, alışkanlıktan, zaman geçirmek için ve yeni çıkan kitapları şöyle bir görmek için rastgele kitapçının kapısından girdiniz diyelim. Özellikle aradığınız, ilgi alanınıza giren ana konunun parçası bir kitap yok kafanızda, belli bir amacınız yok yani. Böyle anlarda bazen bir kitap gelip bizi bulur.
Rafların önünde ağır ağır ilerlerken adını daha önce duymadığınız, yeni çıkmış ama ıskaladığınız bir kitap gözünüze takılır; önce kapağına bakarsınız, sonra elinize alırsınız. Ömer Yalçınova’nın “Mavi Sakal’ın Hayat Ağacı”da adıyla dahi durup yeniden bakma isteği uyandıracak kitaplardan. Dedim ya adı zaten rahat bırakmıyor insanı: Mavi Sakal da neyin nesi, nereden çıktı, bir kurgu eserle mi muhatabım, hayat ağacıyla nasıl yan yana geldi…?
Kapakta kitabın arkasına çekilmiş, yüzünü göremediğimiz okur; altta kocaman “ELEŞTİRİ”, hemen yakınında daha sessiz duran “Roman Düşüncesi” Kapak bağırmıyor. Hatta raf rekabeti açısından fazla terbiyeli bile davranıyor. “Beni hemen al!” demek yerine “Merak ediyorsan aç” der gibidir. Açarsınızyavaşça. Daha en baştan, künyeden bir yayıncılık ciddiyeti belirgin; dikkatinizi celbeder. Yazarın biyografisine göz atıncada edebiyat ortamında uzun süredir okuyan, yazan, dergicilik ve editörlük tarafı da bulunan emektar ve hevesli bir kalemle karşı karşıya olduğunuzu anlarsınız. Sonra içindekiler… Dostoyevski, Joyce, Austen, Platonov, Murakami, Kemal Tahir, Tarık Buğra; inanç, kötülük, modernizm, kapitalizm, hafıza, kadın, özgürlük, ölüm… Kapak sakin görünüyorduama altında hayli kalabalık bir roman dünyası saklıymış. Daha okumaya başlamadan ilk kanaatiniz oluşur: “Mavi Sakal’ınHayat Ağacı”, vitrinde tüm kozlarını göstermeyen, sayfalarını çevirdikçe kendisini daha iyi satan kitaplardan sanki.
Mavi Sakal’ın Kapısından Hayat Ağacı’na
İlk merakı uyandıran şey zaten kitabın adı: “Mavi Sakal’ınHayat Ağacı”. İlk bakışta yan yana gelmesi pek beklenmeyen iki imge gibi duruyor. Bir yerlerden, misal bir masaldan çağrışım var sanki, her şeyi de söylemeyeyim değil mi? Azıcık bilgi göz çıkartmaz: Mavi Sakal; yasak oda, sır, korku, merak, ölüm ve insanın sakladığı karanlık yanlarını çağrıştırıyor. Hayat ağacı ise tam tersine kökü, devamlılığı, çoğalmayı, dirilişi ve canlılığı. Başlıktaki hamle anlam kazanmaya başladı şimdi değil mi aziz okur; roman da insanı tek renkle göstermez ki. İyi bir roman insanoğlunun merhameti kadar zalimliğini, inancı kadar inkârını, sadakati kadar ihanetini, ümidi kadar çaresizliğini açığa çıkarır. ‘Mavi Sakal’ kapalı kapıların ardına çağırırken ‘Hayat Ağacı’ orada sadece karanlık aramamamız gerektiğini hatırlatır. İnsanın karanlığına bakıp, oyalanmadan insanı ayakta tutan şeyi, hayatı anlamlı kılan bağı, inancı, vicdanı, hafızayı ve anlam arayışını dert edineceğiz anlayacağınız.
Dikkatli okur başlığın kitabın içeriğini doğrudan özetlemediğini de idrak edecektir ki bu çok iyi, keşfe gizem katar. Başka yerden bakalım, misal “Roman Üzerine Yazılar” gibi açıklayıcı, güvenli, kolay unutulan bir isim seçilebilirdide, ama yazar daha riskli yolu tercih etmiş. Yayınevinin yahut yazarın isim tercihi zihnimizde önce sorulara yol açtı: Mavi Sakal’ın hayat ağacı olur mu? Ölümle hayat aynı başlıkta nasıl buluşur? Karanlığın içinden hayat fikri nasıl çıkar? Okudukçacevaplar yavaş yavaş belirmeye başlar. HaddizatındaYalçınova’nın romanlara yaklaşımında da sürekli karşıtlıklar söz konusu: iyilik ile kötülük, inanç ile inkâr, gelenek ile modernlik, birey ile toplum, Doğu ile Batı, klâsik roman ile modern roman, insanın değişen yüzü ve değişmeyen tarafları… “Mavi Sakal’ın Hayat Ağacı”nda yazılardaki gerilim, kitabın düşünce yapısına dışarıdan eklenmiş süs gibi değil, içerideki tartışmaların küçük bir modeline evrilmiş.
Kapağın ortasında yüzünü kitaba saklamış okur figürünü şimdi daha farklı okuyabileceğimizi düşünüyorum. Mavi Sakal’ın kapalı odasına anahtarla girilir. Kitapta sanki anahtarın yerini roman almış. Kitabı açıyor ve insan denen varlığın kapalı odalarına giriyoruz. İçeride hoşumuza giden şeyler kadar görmek istemediğimiz şeylerle de karşılaşabiliriz.
Hasılı, Yalçınova romanı ciddiye alıyor. Roman onun gözünde hayatı güzelleştiren bir süs, vakit geçirmek için kurulmuş hoş bir hikâye yahut sadece ve sadece teknik hüner gösterisi değil. Peki ne? Roman, insan hakkında bilmek istemediğimiz şeyleri de önümüze koyabilen güçlü bir alan. Kapaktaki kitap figürünün Mavi Sakal’ın kapısına benzetilebilmesi de bundanmütevellit.
Şerh düşmeliyim ama: ‘Mavi Sakal’ın Hayat Ağacı’, kitabı okuduktan sonra gittikçe güçlenen bir ad. Kitapçıdaki ilk karşılaşmada aynı ölçüde açıklayıcı değil. Başlığın zenginliği biraz emek, az da merak istiyor. Mavi Sakal anlatısını bilmeyen okur için çağrışımlar zayıfl kalacak, “Hayat Ağacı” ile kurulan karşıtlığın neden önemli olduğu da ilk bakışta anlaşılmayacaktır. Hatta kitabın roman eleştirisi olduğunu başlıktan çıkarmak da imkânsız. Bu yüzden “Roman Düşüncesi” alt başlığı çok önemli bir görev üstlenmiş. Yine de görsel olarak fazla geri plânda kaldığı için asıl başlığın kilidinitam da açamıyor.
Romanın İçinden İnsana Açılan Yol
Kitabı okuduktan sonra adını yeniden düşününce, sadeceromanlar hakkında hükümler veren bir kitabın adı gibi durmuyor öncelikle ve romanın insanı nereye kadar açabileceğini merak eden bir eleştirmenin kitabına yakışıyor. Bir de Ömer Yalçınova’nın asıl derdinin hangi romanın iyi, hangisinin kötü olduğunu söylemekten daha geniş olduğunu anlıyoruz. Romanın karanlık odasına girildiğinde insan hakkında ne görüyoruz? Oradan elimizde neyle çıkıyoruz; birkaç teknik bilgiyle mi, birkaç edebiyat tarihi notuyla mı,yoksa insanın kendisine dair daha ağır sorularla mı?
Yalçınova için asıl mesele romanlar hakkında konuşmak değil, roman aracılığıyla insan hakkında düşünmek dedik. Bu nedenledir ki kapağın üzerinde sessizce duran “Roman Düşüncesi” ifadesi de kitabı açtıktan sonra büyüyor. Hatta bana kalırsa kitabın gerçek adı kadar önemli hâle geliyor. Çünkü elimizde art arda dizilmiş kitap tanıtımları yok. “Şu romanın konusu şudur, kahramanları şunlardır, yazar şurada başarılıdır” kolaylığına yanaşmıyor Ömer Yalçınova. Romanı eline alıyor, içinden hayata açılacak yeri arıyor, buluyor da:İnsan niçin kötülük yapar? İnanç insanın hayatında nereye oturur? Modernleşme insanı nasıl değiştirir? Özgürlük dediğimiz şeyin sınırları nedir? İnsan kendi geçmişinden kaçabilir mi? İyilik karşılıksız olabilir mi? Ölüm karşısında insan ne yapar? Roman bunları bize nasıl gösterir? İlerledikçe romanın eleştirmenimiz için varılacak yerden çok, düşünmeye başlanacak yer olduğunu anlıyoruz.
İçindekiler sayfasındaki çeşitlilik başka bir anlam katar kitaba. İlk bakışta birbirinden epey uzak görünen isimler aynı kitapta ne arar düşünürüz; öyle ya Dostoyevski’den Joyce’a, Jane Austen’dan Platonov’a, Robbe-Grillet’den Kemal Tahir ve Tarık Buğra’ya uzanan yol geniş. Üstelik mesele başlı başınayazar çeşitliliği olsa yine anlaşılır da bir yerde kötülük, başka yerde inanç; sonra kadın, özgürlük, modernizm, hafıza, kapitalizm, ölüm… Dağılmaya çok müsait bir kitapla mı karşı karşıyayız yoksa? Ömer Yalçınova’yı dağılmaktan kurtaran, sürekli geri döndüğü merkez, yani ‘insan’. Roman değişiyor, çağ değişiyor, hemen her şey değişiyor ama soruyu soran eleştirmenin merakı aynı kalıyor: Bunların ortasında insana ne oluyor? Farklı dönem ve kültürlerden romancıları ortak insan meseleleri çevresinde konuşturabilmesi harikulade bir tutum, alkışı hak ediyor.
Yalçınova’nın eleştirmenliği hakkında önemli bir şey söylemem gerekiyor bu safhada. O, beyaz önlüğünü giyip romanı ameliyat masasına yatıran, sonra elindeki kavramlarla parçalarına ayıran eleştirmen tipine de hiç mi hiç benzemiyor. Teoriye tümüyle sırt çevirdiğini iddia ettiğim de anlaşılmasın bundan. Anlatıcıyı, tekniği, biçimi, romanın kuruluşunu önemsiyor. Özellikle Robbe-Grillet, nouveau roman, Platonovyahut novella odaklı yazılarında biçim ve teknik meselelerinin farkında olduğu açıkça görülüyor, fakat teknik onun için son durak değil. Romanın nasıl kurulduğunu öğrendikten sonra asıl sorusuna dönüyor: Peki bunlar ne anlatıyor, daha doğrusu, insan hakkında ne söylüyor?
Ben kitabın “Roman Düşüncesi” tarafını en........
