menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eğik Ehramlardan Dirilen Edebiyata: Necip Mahfuz, Nobel ve Kültürel İtibarın Trajedisi -2-

19 0
29.09.2026

EĞİK EHRAMLARDAN DİRİLEN EDEBİYATA:

NECİP MAHFUZ, NOBEL VE KÜLTÜREL İTİBARIN TRAJEDİSİ -2-

Bu yazımızın ilkinde de vurguladığımız gibi Sezai Karakoç, bu topraklarda büyümüş bir yazar olarak sonsuza kadar yaşayacak şair ve yazarlarımızdandır. Onun yazmış olduğu yazılar da aradan yıllar geçse de, önemli klasikler gibi, her daim yeniliğini koruyacaktır.

Karakoç’un 2013 yılında yayımlanan Edebiyat Yazıları III kitabının ilk yazısı olan “Eğik Ehramlar”la ilgili yazımızın ikinci bölümünü de okuyucularımın dikkatlerine sunuyorum.

Necip Mahfuz’un Başarısı ve Mısır’ın Kültürel Direnci

İlkyazımızda da vurgulandığı gibi 1988 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nün Mısırlı romancı Necip Mahfuz’a verilmesi, Karakoç açısından ilk bakışta önemli bir hadisedir. Nobel ödülünün Mısırlı romancı Necip Mahfuz’a verilmesinden sonra dünya basını da Mahfuz’un İsrail’e ters düşmeyen bir çizgide bulunduğunu özellikle belirtmekten kendisini alamamıştır. Karakoç’a göre burada asıl şaşırtıcı olan, bir edebiyat ödülünün etrafında böyle bir siyasî ölçütün dolaşmasıdır. Burada bir romancının edebî değerinden söz edilirken, onun İsrail karşısındaki konumunun ayrıca belirtilmesi, edebiyatın üzerine çöken siyasî gölgeyi açıkça göstermektedir.

Karakoç’un ifadesiyle, İsrail’in Nobel üzerindeki etkisi ve İsveç’in bu konudaki çekingenliği şaşılacak derecede belirgindir. Ona göre İsveç Nobel’i Mısır’a vermiştir; fakat aynı zamanda İsrail’in tepkisinden de çekinmektedir. Böylece edebiyat alanında verilmiş görünen bir ödülün arkasında, uluslararası siyasetin görünmez çizgileri belirir.

Bütün bu tartışmaların ötesinde Karakoç, Necip Mahfuz’un romancı olarak belli bir seviyenin üzerinde olduğu hakkını da teslim eder. Ancak hemen ardından kendi edebiyatımızla, yani Türk edebiyatıyla karşılaştırmaya geçer. Ona göre Türkiye’de roman, Peyami Safa’dan sonra giderek ideolojilerin içine saplanmış; romanın estetik ve insanî imkânları, ideolojik kamplaşmaların gölgesinde kalmıştır. Tanpınar’ın “Huzur”u ise sanki Türk romanının üzerine dikilmiş bir mezar taşı gibi görünmektedir.

Karakoç’un dikkatini çeken yalnızca Türkiye değildir. Mısır’da da Necip Mahfuz neslinden sonra benzer bir durum yaşanmış gibidir. Mahfuz’un uzun ömrü ve romancılıkta ısrarı, onu Batı’nın dikkatini çekebilecek bir konumda tutmuştur. Fakat yaş itibarıyla bakıldığında onun da artık eski kuşağın temsilcilerinden biri olduğu açıktır.

Burada Mısır’ın kültürel yapısı Türkiye ile karşılaştırılır. Karakoç’a göre Mısır, o tarihlerde kültür ve sanat bakımından Türkiye’den daha iyi bir durumdadır. Sinema alanında da Türkiye’nin önündedir. Bunun önemli sebeplerinden biri, Mısır’ın kendi yazısını terk etmemesi, geçmişiyle Türkiye ölçüsünde bir kopuş yaşamaması ve El-Ezher gibi köklü bir kuruma sahip çıkmayı sürdürmesidir. Dolayısıyla kültürel yozlaşma ve deformasyon Mısır’da da yaşanmış olsa bile, Türkiye’deki kadar köklü ve sarsıcı bir hâl almamıştır.

Ona göre elbette ki Mısır da Batıcılığın ve sosyalizmin etkilerinden bütünüyle kurtulmuş değildir. Bu ideolojiler orada da ciddi tahribatlar meydana getirmiştir. Fakat Karakoç’a göre yine de mesele Türkiye’deki kadar çığırından çıkmamıştır.

Mısır’ın bir başka avantajı da yazarlarının ve şairlerinin yalnızca Mısır’da değil, bütün Arap dünyasında okunup takip edilmesidir. Yaklaşık yüz milyonluk Arap dünyası, kültürel bakımdan bir merkez olarak Kahire’ye yönelmektedir. Arapçanın dış dünyaya açılma ve başka dillere çevrilme bakımından Türkçeden daha avantajlı bir konumda bulunması da Mısır edebiyatının görünürlüğünü artırmaktadır.

Nitekim birçok Mısırlı yazarın eserleri Fransızcaya ve İngilizceye çevrilmiştir. Üstelik çevrilenler arasında edebî bakımdan en güçlü isimler de önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye’de ise durum farklıdır. Karakoç’a göre yabancı dillere çevrilenler çoğunlukla sol eğilimli yazarlarla sınırlı kalmıştır. Arap dünyasında ve hatta İran’da Türkiye’den tanınanların önemli bir kısmının sol çevrelerden çıkması da bu kültürel tanıtım anlayışının sonucudur. Devletin kültürel tanıtım anlayışı da Karakoç’un eleştirisinden payını alır. Türkiye’nin dışarıda tanıtılması söz konusu olduğunda, Batı tipi müzisyenlerin öne çıkarılması veya folklor oyunlarıyla ülkenin temsil edilmesi, kültürel tanıtımın sınırlarını daraltmaktadır. (Karakoç, Edebiyat Yazıları III, 2013, s. 8).

Burada asıl vurgulanan şey “kültürel süreklilik”tir. Karakoç, Mısır’ı Türkiye ile karşılaştırırken yalnızca iki ülkenin edebiyatını karşılaştırmaz; iki farklı modernleşme biçimini de karşı karşıya getirir.

Onun açısından Mısır’ın gücü, geçmişiyle bağını tamamen koparmamış olmasında yatar. Yazının korunması, Ezher’in varlığını sürdürmesi, Arapçanın geniş bir........

© Maarifin Sesi