menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

New York, New York...

11 0
25.09.2026

Son bir kaç gündür durup durup aynı parçayı mırıldanıyorum: “New York, New York!”

Efsanevi sanatçı Frank Sinatra’nın dünyaya tanıttığı şarkı aslında onun eseri değil. Yazarı Fred Ebb, bestecisi ise John Kander.

Parça gerçekte bir başka ünlü müzisyen ve aynı zamanda aktris olan Liza Minelli için yazılmış. O hikaye da ilginç.  

Öyle ki, yine büyük bir efsane olarak andığımız yönetmen Martin Scorsese, 1977 tarihli filmi “New York, New York” için Kander’den bir şarkı ister. O da ilk versiyonu besteler.

Ancak şarkının o ilk versiyonu filmdeki diğer şarkıların yanında sönük kalır ve filmin başrol oyuncusu (o da efsane) Robert de Niro tarafından hiç beğenilmez.

Bunun üzerine Kander ikinci bir versiyon yazar ve bu şarkı filmde Minelli tarafından seslendirilir.

Denilen o ki Kander bu isteğe çok sinirlenip, ikinci versiyonu sadece 45 dakikada yazar ve gönderir.

Fakat şarkı Minelli’nin yorumunda beklenen ilgiyi yaratmaz.

Ancak Sinatra’nın eşi Barbara’nın başka bir fikri vardır: Şarkıyı kocasına önerir!

Ancak Sinatra bunu “Hayır, bu parça Liza’nın” deyip reddeder, fakat Barbara ısrar eder. O da buna dayanamaz ve en sonunda gidip şarkıyı kaydeder. Sonrası zaten tarihtir!

Şarkıda anlatılan şey, küçük bir yerden çıkıp, New York gibi devasa bir şehre gelip, başarılı olmak isteyen, kendini kanıtlamak isteyen birisinin hikayesidir.

Bunu da şarkının “If I can make it there, I will make it anywhere” dizesinde görmekteyiz. Yani “Orada başarabilirsem, her yerde başarabilirim!”

Yani anlayacağınız, bugün New York şehrinin bir nevi milli marşı gibi olan şarkının esas duygusu sanıldığı gibi “hiç uyumayan” şehrin sevgisinden çok, hırs, yeniden başlama, başarı ve kendini kanıtlama üzerinedir.

Frank Sinatra gibi bir personaya “cuk” diye oturan şarkının bu kadar ünlü olması, aslında tam olarak bu yüzdendir. 

Sinatra, bilindiği üzere hem........

© Kıbrıs Postası