19 Eylül 1919'dan bugüne - Hikmet Afif Mapolar'dan Mert Mapolar'a
MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
Üstat’tan Torun’a “BİRAZ AYDINLIK”
BİR İNSAN GİDER, BIRAKTIĞI IŞIK KALIR…
Bazı insanlar vardır; onları kaybettiğimiz gün değil, unuttuğumuz gün gerçekten kaybederiz. Çünkü bazı hayatlar yalnızca bir insanın ömründen ibaret değildir. Onlar, yaşadıkları toplumun hafızasına, kültürüne ve geleceğine bırakılmış izlerdir.
Kıbrıs Türk halkının tarihinde de kalemleriyle bir döneme tanıklık eden, yaşadıklarını yazıya geçirerek gelecek kuşaklara taşıyan pek çok değerli aydınlar vardır. Ancak zaman içinde bazı isimler, eserleri ve emekleriyle birlikte toplumsal hafızamızın derinliklerine çekilmiş, hak ettikleri ölçüde hatırlanmamış ve yeni nesillere yeterince aktarılamamıştır.
İşte bu yazı, yalnızca bir büyükbabanın torunu tarafından anılması değildir. Bir emaneti hatırlama, bir vefa borcunu yerine getirme ve geçmişten geleceğe bir ışık taşıma çabasıdır.
19 Eylül 1919’da Girne’nin Templos köyünde dünyaya gelen, yaşamının yaklaşık altmış yılını basın ve yazına adayan Üstat Hikmet Afif Mapolar, benim için yalnızca büyükbabam değil, Kıbrıs Türk basın ve edebiyat tarihinin önemli tanıklarından ve kalemlerinden biridir.
Bugün onun doğum tarihine yeniden baktığımda, yalnızca 1919’u değil, 1919’dan bugüne uzanan bir kalemin bıraktığı mirası görüyorum.
Ve bir torun olarak kendime şu soruyu soruyorum:
Bize bırakılan bu mirası biz gelecek kuşaklara taşıyabilecek miyiz?
Çünkü geçmişini unutan toplumlar yalnızca isimlerini değil, kendi hafızalarının bir bölümünü de kaybederler.
Bu nedenle, yıllar önce, 22 Mayıs 2020 tarihinde kaleme aldığım ilk köşe yazımı, bugün yeniden sizlerle paylaşıyorum. O yazıya bugün yalnızca bir geçmiş yazısı olarak değil, cevabı henüz bulunamamış soruların ve yerine getirilmesi gereken bir vefa borcunun hatırlatıcısı olarak bakıyorum.
ÜSTAT’TAN TORUN’A “BİRAZ AYDINLIK”
Düşüncelerimi, görüşlerimi, gözlemlerimi, tecrübelerimi, almış olduğum uluslararası eğitimlerimi düşünürken, sürekli kendime sorduğum: bilinçaltı davranış bilimci-hipnoterapist olarak, mesleğimin dışında daha fazla bu ülkeye nasıl ve ne şekilde katkıda bulunabilirim? Toplum ve insanlık için daha fazla ne yapabilirim? Sorularıydı... Ve bunun için adımlar atmaya başladım.
Bu adımlardan bir tanesi de, her konuda toplumsal uyanış ve bilinçlenme için, "köşe yazarlığı"ın gerçek anlamda ne olduğunu inceleyerek, bunu kendime göre tanımlamak oldu. Bu konuyu şu şekilde tanımlıyorum: çok süratle değişmekte olan dünyayı yorumlayarak, yaşadığımız dünyayı ve ülkeyi anlamlandırarak, bulanık hususları düşüncelerimizde netleştirmeye yardımcı olmak, yol gösteren, gerekirse motive eden, yani bilinçsizliği uyanışa çevirip bilinci ve farkındalığı uyandırmak. Almış olduğum uzmanlık eğitim bilgilerini de ekleyerek, katkıda bulunmak olarak değerlendiriyorum. Bunun için de çok iyi bir gözlem yeteneği, dikkat, farkındalık, sorumluluk, dünyayı, kendi toplumunu ve insanını çok iyi tanımak, geçmişi, bugünü çok iyi analiz etmek ve geleceğe köprü kurmak olarak değerlendiriyorum.
Şimdi gelelim Üstat'tan Torun'a, "BİRAZ AYDINLIK" konusuna.
Kıbrıs’ta çok yönlü gazetecilik olayını yaşayanlar çok değildir. Hele Kıbrıs Türk politik hayatını hem yaşamak hem yazmak kolay kolay başarılamaz. Birazdan bahsedeceğim kişi olayları hem yaşadı hem yazabildi. Bununla da yetinmedi; Kıbrıs Türk edebiyatındaki yerini en tepelerde aldı. “KATAK” dönemini, Dr. Küçük’ün Millî Birlik Partisi’ni, İstiklâl Partisi’ni, Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu’nun oluşum ve gelişimini, Con Rifat’ı, Fadıl Korkut’u, Necat’i Özkan’ı, Dr. Küçük’ü, Faiz Kaymak’ı, Rauf Denktaş’ı ve daha adını yazamayacağımız pek çok kişiyi tanıdı, izledi ve yazdı. 1974 öncesinin, 1974 sonrasının fotoğrafını halka sundu. Günlük yazılarını seve seve yazdı. Konu sıkıntısı asla çekmezdi. Bir oturuşta üç, dört ve belki de beş günlük yazısını tamamlardı. Yazdığı her yeni yazıda, öncekinin tekrarı olmazdı… Bir dönemin üzerindeki perdeyi kaldıran kişi o olmuştu…
Kıbrıs Türk edebiyatı tarihinin ve yazım hayatının Latin alfabesiyle basılmış ilk üç kitabı olan “Kahraman Kaplan”, “Son Damla” ve........
