KIBRIS’TAKİ GERÇEKLER… SAYIN HOLGUÍN VE SAYIN CUMHURBAŞKANI NE DEDİLER?
Hem Sayın Cumhurbaşkanı’nın hem de Bayan Holguín’in açıklamaları önemli. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Kişisel Temsilcisi María Ángela Holguín çok enteresan şeyler söylüyor. Holguín, sanki varmış gibi, Kıbrıs konusundaki fırsat penceresinin kapanmakta olduğunu söyledi. Oysa Rum tarafı öyle bir şımartılıyor ki bunun olması imkânsız. Rum tarafı; yönetim ve güç paylaşımında, garantiler ve asker konularında Türk tarafının istediği noktaya asla gelmedi, gelmeyecek. Türk tarafı, özellikle de KKTC’nin sağ kesimi ile Türkiye’nin büyük partileri ise KKTC Devleti’nin varlığından, egemenliğinden, Türk askerinin adadaki varlığından ve Türkiye’nin Kıbrıs’taki etkisinin sürmesinden taviz verecek değiller.
Şimdi bu bağlamda önce Sayın Cumhurbaşkanı’nın, sonra da Bayan Holguín’in son açıklamalarının analizini yapalım.
Bir: Erhürman’a yapılmış bir BM üçlü daveti yoktu
Önce New York tartışmasını doğru yere oturtalım.
Holguín açıkça söylüyor:
New York’ta önceden planlanmış bir üçlü görüşme yoktu.
BM Genel Sekreteri António Guterres’in programında iki liderle ayrı ayrı görüşmeler vardı.
Üçlü görüşme önerisi Rum lider Nikos Hristodulidis’ten geldi.
Holguín bunu Tufan Erhürman’a iletti.
Erhürman da haklı olarak şu soruyu sordu:
“Bu toplantıyı anlamlı kılacak yeni bir öneri var mı?”
Cevap, özünde “hayır”dı.
Hristodulidis daha önce ortaya koyduğu önerileri tekrarlıyordu.
Dolayısıyla ortada BM Genel Sekreteri’nin yaptığı ve Erhürman’ın reddettiği, önceden planlanmış bir üçlü toplantı daveti yoktu.
İki: Ama Erhürman’ın tutumu bize başka bir şey daha gösterdi
Erhürman, sonuç alınamayacağını düşündüğü bir toplantıya gitmedi.
Bunu da “görüşmeden kaçmak” için değil, görüşmenin sonuç üretmeyeceğini düşündüğü için yaptığını söylüyor.
Hatta bugün daha açık konuştu:
“Görüşme olsun diye görüşme istemiyorum, çözüm istiyorum.”
Yedi güven yaratıcı önlemden iki veya üçünde uzlaşma ihtimali doğması hâlinde toplantıya katılacağını da belirtti.
Her görüşme çağrısına koşulsuz “evet” demek, çözüm iradesinin tek ölçüsü değilmiş.
Masanın içeriği önemliymiş.
Hazırlığı önemliymiş.
Sonuç alma ihtimali önemliymiş.
Ve şartlar oluşmamışsa “Bu toplantının anlamı nedir?” diye sormak da meşruymuş.
Üç: Holguín de aslında “Ortada müzakere zemini yok” diyor
Bence söyleşinin asıl önemli tarafı burada.
Holguín, müzakerelerin uzlaşma arayışı, karşılıklı yarar ve taviz verme iradesi gerektirdiğini söylüyor.
Ardından çok önemli bir tespitte bulunuyor:
Bunlar şu anda mevcut görünmüyor.
Dahası, taraflar kapsamlı çözümün en ağır konularına gelmiş bile değiller.
Güven yaratıcı önlemlerde dahi siyasi irade sorunu yaşanıyor.
Yeni geçiş noktaları…
Bunlarda bile sonuç üretilemiyor.
O zaman sormamız gerekmiyor mu?
Birkaç güven yaratıcı önlemde ortak irade oluşturamayan taraflar, yarım asırdır anlaşamadıkları Kıbrıs meselesinin temel sorunlarında nasıl anlaşacak?
Dört: Holguín, düşmanca ortam konusunda da çok açık
Kıbrıs Türk temsilcilerinin uluslararası temaslarının engellenmeye çalışılması sorulduğunda........
