“Karakterimi sahip olduklarım değil, olmadıklarım belirledi”
Yükseköğretim dünyamızın en nitelikli akademisyenlerinden Prof. Dr. Halil Nadiri, KIBRIS gazetesi Köşe Yazarı Hasan Hastürer’in çok yönlü sorularını yanıtladı
Yükseköğretimde de önemli olan toplam kalitede, nitelikle akademik elemanların ciddi payı olduğu bir gerçektir. Prof. Dr. Halil Nadiri, Yükseköğretimin her kademesinde başarılı olmuş çok, değerli çok nitelik bir insan zenginlimizdir. DAÜ’de başarılı hizmetleri, UKÜ’nün ulaştığı aşamadaki payı ayakta alkışlanacak niteliktedir.
İşte sorularım ve Prof. Dr. Halil Nadiri’nin yanıtları…
***
HASTÜRER: Nostaljik bir yolculuk yapalım desem Halil Nadiri, ilk çocukluk günlerinden bugüne yaşadıklarından nelerin altını çizer?
NADİRİ: Çocukluk ve ilk gençlik yıllarım, hayatımın en şekillendirici dönemi olmuştur. Mütevazı bir ortamda büyüdüm; annem, babam ve ablamdan oluşan çekirdek ailemizin içerisinde paylaşmanın, çalışmanın ve sabretmenin değerini çok küçük yaşlarda öğrendim ve deneyimledim. Ailem imkânlar dahilinde bana gerekli ortamları yaratmaya çalıştı.
O yıllarda imkânlar bugünkü kadar geniş değildi ama hayaller çok büyüktü. Ailemin eğitime verdiği önem sayesinde öğrenmenin hayatın merkezinde olması gerektiğini kavradım. Bugün geriye dönüp baktığımda, karakterimi belirleyen şeyin sahip olduklarımdan çok, sahip olamadıklarım olduğunu söyleyebilirim.
Babamı 18 yaşımda kaybettim; bu ani kayıp hayatımdaki önemli kırılma noktalarından biri oldu. Babamın hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını daha net fark ettim ve bu durum beni daha hızlı olgunlaştırdı. Bu süreç aynı zamanda sorumluluk duygumun artmasına, erken yaşlarda hayatla daha gerçekçi bir bağ kurmama ve zorluklara karşı daha dirençli bir bakış açısı geliştirmeme katkı sağladı. Bu da bana sürekli daha iyisini aramayı ve kendimi geliştirmeyi öğretti.
HASTÜRER: Çocuklara sorarlar ya, “Büyüyünce ne olmak istersin?”… Bu soru sana sorulduğunda yanıtınız ne olurdu?
NADİRİ: Çocukken meslek tanımından ziyade, “faydalı ve başarılı bir insan olmak” gibi daha genel bir hedefim vardı. Hedeflerim içerisinde başarılı bir yönetici olma fikri de yer alıyordu. Yükseköğrenimim sırasında zamanla akademiye yöneldim ama bu bir anda alınmış bir karar değildi.
Öğrenmeye duyduğum merak ve sorgulama isteği, hocalarımızın yönlendirmesi beni doğal olarak bu yola yönlendirdi. Akademisyenlik aslında bir sonuçtur; asıl olan merak etmeyi, araştırmayı ve üretmeyi sevmektir. Akademiye yönelişimde özellikle araştırma yapmanın verdiği tatmin duygusu ve bilgi üretmenin toplumsal etkisini fark etmem belirleyici oldu. Küçük yaşta kurduğum “faydalı olma” hayalinin akademik hayatıma yön verdiğini düşünüyorum.
Uzmanlık alanımdaki teorik bilgileri, akademideki yöneticilik görevlerimde uygulama ve pratiğe dökme fırsatı buldum. Bu durum, teori ile pratiği birleştirme konusunda bana önemli bir perspektif kazandırdı.
HASTÜRER: Aile yapısından, aile içi ilişkiler size neler öğretti? Anne-babanızdan nasihat alır mıydınız?
NADİRİ: Ailem bana her şeyden önce dürüstlüğü, çalışkanlığı ve insanlara saygıyı öğretti. Babam disiplinli bir kişiydi; başladığımız işi yarım bırakmamayı ve en iyisini yapmayı öğütlerdi. Annem ise daha çok sabır ve empati konusunda örnek olmuştur. Nasihat çoktur ama asıl önemli olan onların yaşayarak gösterdiğidir. Aile içi ilişkiler bana şunu öğretti: Hayatta başarılı olmak kadar iyi bir insan olmak da önemlidir. Bu iki değeri birlikte taşıyabilmek gerçek başarıyı getirir. Akademik yaşamımda ve yöneticilik kariyerimde eşim ve oğlumun destek ve fedakârlıklarını unutamam. Aile desteğinin arka planda sağladığı psikolojik güç, yoğun ve stresli akademik süreçlerde sürdürülebilirliği mümkün kılan en önemli unsurlardan biri olmuştur.
HASTÜRER: Bir gün KKTC’de yirminin üzerinde üniversite olacağını öngörür müydünüz? Sayısal çokluğun getirisi ya da götürüsü neler oldu?
NADİRİ: Açıkçası bu ölçüde hızlı bir büyüme çok önceden öngörülebilecek bir şey değildi. Yükseköğretimin bu kadar genişlemesi bir taraftan büyük bir fırsat yaratmıştır. KKTC, uluslararası bir yükseköğretim merkezi haline gelme potansiyelini bu sayede yakalamıştır. Ancak sayısal artış beraberinde kalite tartışmasını da getirmiştir.
Üniversite sayısının artması tek başına bir başarı göstergesi değildir; asıl olan eğitim kalitesi, araştırma çıktıları ve uluslararası görünürlüktür. Bu noktada rekabetin doğru yönetilmesi, üniversiteler arasında kalite odaklı bir yarışın teşvik edilmesi oldukça önemlidir. Yani büyüme önemlidir ama kontrollü ve nitelik odaklı olmalıdır.
HASTÜRER: Yükseköğretimde, üniversite dünyamızda toplam kaliteyi değerlendirir misiniz?
NADİRİ: Toplam........
