menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Üniversite–Sanayi İş Birliğini Ortak Sorunlar Üzerinden Düşünmek

8 0
14.10.2026

Üniversite–Sanayi İş Birliğini Ortak Sorunlar Üzerinden Düşünmek

Yazarİbrahim Semih Akçomak

Üniversite–sanayi iş birliği, kurumsal farklılıklar yerine iki tarafın tek başına çözemediği ortak sorunlara dayanmalıdır. Politika ancak iki tarafı kendi isteğiyle işbirliğine çeken, ortak sorunlara ortak çözümler geliştirecek şekilde tasarlanırsa başarılı olabilir.

Ankara Sanayi Odası (ASO), “İkinci Dalga: Erişimden Derinliğe” başlıklı raporunda Türkiye’nin yükseköğretime erişimi artırmasının ardından (her ile bir üniversite politikası) nitelik sorununa odaklanması gerektiğini savunuyor (Cansız & Dinçer, 2026). Rapora göre üniversitelerin araştırma kapasitesinin güçlendirilmesi, doktora eğitimine ve ileri becerilere ağırlık verilmesi, araştırma sonuçlarının ticarileştirilmesi ve üniversite–sanayi iş birliğinin geliştirilmesi yönünde adımlar atılması gerekiyor. Bir diğer ifadeyle rapor, Türkiye’nin yükseköğretim sisteminde niceliksel genişleme aşamasından araştırma, teknoloji ve nitelikli insan kaynağını esas alan yeni bir aşamaya geçmesini öneriyor.

Bu raporun taslak bir versiyonunu daha önce okumuş ve çeşitli öneriler sunmuştum. Önerilerimin temelinde üniversite–sanayi iş birliğinin yalnızca üniversitelerin kapasitesiyle açıklanamayacağı, sanayinin bilgi ve araştırma talebinin de geliştirilmesi gerektiği yatıyordu. Raporu yazan ekibin üniversite-sanayi iş birliği ve sanayinin sorunları üzerine epeyce bir çalışması var. ASO da bu konuda son iki yılda farklı içeriklerde yayınlar üretti; hatta bunların bir kısmına ben de destek verdim. Bu rapor, bekleneceği üzere, üniversite–sanayi iş birliğine ağırlıklı olarak sanayicinin gözünden bakıyor. Sonuçta raporu yayımlayan kurum bir sanayi odası.

Bu yazı için ilk bakışta iki yol izleyebilirdim. Birincisi, üniversitenin temel işlevlerinin sanayinin ihtiyaçlarına indirgenemeyeceğini söyleyerek raporu eleştirebilirim. İkincisi ise üniversitenin gözünden alternatif bir üniversite–sanayi iş birliği modeli anlatabilirim. İlk yaklaşımda sanayinin üniversiteden beklentilerini, ikincisinde üniversitenin özerklik, temel bilim ve uzun vadeli araştırma kaygılarını öne çıkarabilirdim.

Ancak bu iki yaklaşımın da tartışmayı fazla ilerleteceğini düşünmüyorum. Çünkü her ikisi de üniversite ile sanayinin birbirinden farklı kurumlar olduğu tespitiyle başlıyor. Üniversitenin amacı bilgi üretmek ve eğitim vermek, sanayinin amacı ise üretmek ve kâr elde etmektir. Birinin zaman ufku uzun, diğerinin kısadır. Üniversite açık veri ve açık bilgi, sanayi ise kapalı bilgi ve fikrî mülkiyet prensibi üzerine kuruludur. Üniversite–sanayi iş birliğini farklılıklar üzerinden düşünmenin tarafları birbirine yaklaştırmak yerine aralarındaki sınırı yeniden ürettiğini gözlemliyorum.

Üniversite–sanayi iş birliğini tartışma zeminini farklı bir soru üzerine kurmalıyız: Üniversiteler bilimsel bilgi üretirken ve eğitim verirken hangi güçlüklerle karşılaşıyor? Sanayi kuruluşları üretim yaparken, teknoloji geliştirirken ve rekabet ederken hangi sorunları yaşıyor? Bu güçlüklerin arkasında ortak nedenler var mı? Varsa iş birliği, iki tarafı amaçsal olarak birbirine yaklaştırmaktan ziyade her iki tarafın sorunlarını birlikte çözecek şekilde tasarlanabilir mi?

Başka bir ifadeyle, üniversite–sanayi iş birliğinin çıkış noktası kurumsal farklılıklardan ziyade ortak sorunlara ortak çözümler olabilir mi? Aşağıda dört ortak sorun alanını ön plana çıkararak yazıyı biraz daha somutlaştıralım.

Büyüyen bilgi yükü ve nitelikli insan kaynağı

Üniversiteler ile sanayinin ortak sorunlarından birisi, bilgi birikiminin hızla genişlemesidir. Günümüzde bir araştırmacının kendi alanındaki bilgiye hâkim olması, yeni yöntemleri öğrenmesi ve bilimsel sınıra katkı yapması giderek zorlaşıyor. Benjamin Jones’un “bilgi yükü” olarak tanımladığı bu süreç, araştırmacıları daha uzun süre eğitim almaya, daha dar alanlarda uzmanlaşmaya ve ekipler içinde çalışmaya yöneltiyor (Jones, 2009).

Benzer bir gelişme sanayide de yaşanıyor. Karmaşık bir ürün artık tek bir mühendislik alanının bilgisiyle geliştirilemiyor. Bir makine üreticisinin malzeme bilimi, elektronik, yazılım, veri analitiği, enerji verimliliği ve uluslararası standartlar hakkında bilgiye ihtiyacı var. Firmaların çalışanlarından beklediği beceriler artarken mevcut bilgi hızla eskiyor. Bu nedenle hem üniversiteler hem de firmalar nitelikli insan yetiştirmekte, uzmanları kurumlarında tutmakta ve farklı uzmanlıkları bir araya getirmekte zorlanıyor.

Bu ortak sorun, sanayiye eleman yetiştiren bir üniversite modeliyle çözülemez. Daha uygun bir araç, üniversite ile firma tarafından birlikte istihdam edilen araştırmacılar ve sanayi doktorası programlarıdır (Thune, 2009). Doktora araştırmacısının bir üniversite danışmanı ve bir firma........

© Katman Portal