Uzaktan Kusursuz Yakından Lüzumsuz
ÖZENLİ bir çocuktu. Kendine bakmaya doyamazdı. Elinden aynayı almak neredeyse imkansızdı. Aşırı meraklıydı. Dip köşe demez ne varsa dökerdi. Sevgi dolu oluşu şımarmalarını fazlasıyla telafi ediyordu. Dedesi paşaydı. Kız torunlarını şımartmayı severdi ama Sevda’ya düşkünlüğü daha başkaydı. Bu imtiyazı sonuna kadar kullanıyor çok defa çekilmez oluyordu.
Upuzun siyah saçlarını savurmasına dedesi bayılıyordu. “Haydi Sevdam” dediğinde minik elleriyle belini tutuyor ve saçlarını daire şeklinde dakikalarca savuruyordu.
Dede şairdi. Yayınlamamış olsa da kendine ait olanlar dahil şiir okumayı pek severdi. Aşk ehliydi. Torununa bu ismi verme sebebi buydu zaten. “Ne yaparsa aşkla yapsın” diyordu. Aşkla iş yapanın yorulmayacağını bilenlerdendi.
…
SEVDA gerçekten tutkuluydu. İşine dört elle sarılırdı. Dedesi yanılmamıştı. Torun akademide ilerlemiş hocalık mertebesine yüklemişti. Beynin kapısı duyusal sistemler üzerine uzmanlaştı. Çevremizdeki dünyayı öğrenmemizi mümkün kılan bu meslek hem çocuklar hem de yetişkinler için patolojileri azaltıyordu. Duyusal entegrasyonu regüle ediyor, hayata uyumunu kolaylaştırıyordu.
Müzik bu alanda önemli bir imkandı. Kendisi iyi piyanistti. Kızını da öyle yetiştirmişti. Her ikisi de profesör olmuşlardı. Hatta bir süre aynı üniversitede çalışmışlardı ki, herkese nasip olmazdı. Musiki, resim, el sanatları, seramik, çini, spor ve ebru gibi oryantasyon gerektiren sanat dalları terapilerde kullanıldığında kişilerde stresi azaltıyor, cesareti arttırıyor, özgüven sağlıyordu. Bu çalışmalar yaratıcılığı destekliyor, kişilere psikolojik iyi oluş fırsatları sunuyordu. Hoca bu işe kendini adamış alanda çalışan nice........
