menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Firavun Tek Başına Değildi. Onun En Büyük Destekçisi Sessiz Toplum!

49 0
19.09.2026

Zulüm, yalnızca zulmedenin değil; zulmü görüp susanın da imtihanıdır.

Zulüm denilince çoğumuzun aklına baskı gelir, şiddet gelir, korku gelir, hapishaneler gelir, susturulan insanlar gelir. Oysa Kur’an’ın zulüm kavramı bundan çok daha derindir.

Zulüm, yalnızca bir başkasına haksızlık etmek değildir.

Hakkı yerinden etmektir. Ölçüyü bozmaktır. Dengeyi kırmaktır. Bir şeyi olması gereken yere koymamaktır.

Bu yüzden Kur’an’da şirk de zulüm olarak nitelenir. Çünkü insanın Allah’a ait olanı başkasına vermesi, ölçüyü yerinden oynatmasıdır.

Firavun ’un düzeni de zulümdür.

Çünkü Firavunîliğin merkezinde yalnızca siyasal baskı yoktur. Daha derinde, insanın kendisini sınırların ve ölçünün sahibi görmesi vardır.

Kendi ölçüsünü mutlaklaştırmak...

Kendi otoritesini tartışılmaz hale getirmek...

İnsan üzerinde mutlak hâkimiyet kurmak...

İŞTE FİRAVUNLUK TAM BURADA BAŞLAR!

Bu nedenle Musa kıssasını yalnızca geçmişte yaşamış zalim bir hükümdarın hikâyesi olarak okumak, kıssanın bugüne dönük en önemli mesajlarından birini gözden kaçırmak olur.

Firavun tek başına değildi.

Musa, Firavun’a gönderildi.

Ama Kur’an’ın anlatımında mesele yalnızca Firavun’dan ibaret değildi. Karşımızda “zalim bir kavimbve zulmü üreten bir düzen, sistem ve onu seçip destekleyenler vardır’’

Bu ayrıntı son derece önemlidir.

Çünkü zulüm sadece saraylarda doğmaz.

Bazen toplumların içine yerleşir.

Bazen korkuya dönüşür.

Ve en tehlikelisi, zamanla normalleşmeye dönüşür.

Bir zalim, tek başına bir toplumu yıllarca aynı korkunun içinde tutamaz.

Onun yanında duranlar gerekir.

Ondan korkanlar gerekir.

Ondan çıkar sağlayanlar gerekir.

Söylenenleri sorgulamadan tekrar edenler gerekir.

Ve hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edenler gerekir.

İşte bu yüzden tarihin en ağır sorularından biri yalnızca,

Asıl sorulardan biri şudur:

“Zalim nasıl bu kadar uzun süre zalim kalabildi?”

Çünkü Firavun'u yalnızca Firavun yapan şey, sahip olduğu güç değildi.

O gücü mümkün kılan bir toplumsal zemin vardı.

Kimi çıkar sağlıyordu.

Kimi inanmasa bile susuyordu.

Kimi “Bana dokunmuyor” diyordu.

Kimi “Ben ne yapabilirim?” diyordu.

Kimi ise bütün bunları görmesine rağmen başını başka tarafa çeviriyordu.

Bir başkası ona destek olur.

Bir diğeri korktuğu için susar.

Bir diğeri çıkarı için görmezden gelir.

Bir başkası da “Düzeni bozmayalım” diyerek haksızlığı normalleştirir.

Sonra bir bakarsınız...

Zulüm artık yalnızca zalimin eylemi olmaktan çıkmış, toplumun alışkanlığı haline gelmiştir.

İşte asıl tehlike budur.

Musa'nın “beni yalanlamalarından korkuyorum” anlamındaki sözleri de bu açıdan dikkat çekicidir.

Musa, karşısındaki toplumun refleksini biliyordu.

Çünkü mesele yalnızca insanların hakikati duyup duymaması değildi.

Bazen insan gerçeği bilmediği için değil, gerçeğin gerektirdiği bedeli ödemek istemediği için onu reddeder.

Hakikati kabul etmek........

© İstiklal