menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adâlet ve İnsanlığın Yetim Kaldığı Bilgi Çağında Hakikatin Sesi

28 0
25.02.2026

Bir zamanlar "bilgi çağı" dediğimiz bu dönem, ironik bir şekilde hakikatin en çok kuşatıldığı dönemdir. Dünya bugün bilgi çağının en parlak ekranlarına sahip olabilir; ama aynı dünya, hakikatin en çok yaralandığı çağlardan birini yaşıyor. Bir yanda saniyeler içinde yayılan görüntüler, diğer yanda günlerce susan vicdanlar… Bir yanda hukuk metinleri, sözleşmeler, zirveler, bildiriler; diğer yanda enkaz altında kalan çocuklar, yerinden edilen aileler, mağduriyet yaşayan elemanlar, normalleşen acılar…

Dünya bugün tarihin en parlak ekranlarına sahip, ancak ruhu en karanlık çağlarından birini yaşıyor. Saniyeler içinde kıtaları aşan görüntüler ile saniyeler içinde unutan vicdanlar arasındaki o uçurumda, insanlık her gün biraz daha derinlere yuvarlanıyor. Bir yanda parıltılı zirvelerde imzalanan süslü "insan hakları" metinleri, diğer yanda o metinlerin yazıldığı kâğıtlar kadar değeri olmayan çocuk hayatları... Bugün sormamız gereken en yakıcı soru şudur: Güçlü olan mı haklıdır, yoksa haklı olan mı güçlüdür?

Modern savaşların artık sadece toprak kazanmak için değil, "hakikati/gerçeği öldürmek" için yapıldığı gerçeği ve bilginin hızı arttıkça hakikatin derinliğinin kaybolması ve "dijital anestezi" ile vicdanların nasıl felç edildiği üzerine bir okuma yapmak gerekir.

Gazze örneğinde görüldüğü üzere, modern sömürgeciliğin sadece askerî değil; bir halkı gıda, su ve ilaçtan mahrum bırakarak "insan eliyle felâket" üretme stratejisi ve uluslararası hukukun, güçlülerin suçlarını örtbas eden bir "seçici maske" haline gelmesi, dikkat çekicidir.

Gazze artık sadece bir şehrin adı değil; modern dünyanın adâlet imtihanının, uluslararası sistemin iflas belgesidir. Uluslararası verilere göre Gazze ekonomisi küçülmüş, kişi başına gelir 161 dolara kadar gerilemiştir. Nüfusun u’inden fazlası akut gıda güvensizliği ile boğuşurken, dünya bu "insan eliyle oluşturulmnuş felaket çukurunu" bir film izler gibi seyretmektedir.

UNRWA’nın 180. durum raporu, 2 Mart 2025’ten bu yana bölgeye insanî yardımın girmesinin imkânsızlaştığını haykırırken; medeniyet dediğimiz o tek dişi kalmış canavar, "meşru müdafaa" yalanıyla hakikati katletmeye devam etmektedir.

Avrupa Parlamentosu Düşünce Kuruluşu’nun da vurguladığı gibi, dijital bilgi alanı artık bir savaş meydanıdır. Yapay zekâ destekli derin sahtelikler ve algoritmik manipülasyonlar, gerçeğin sesini boğmaktadır.

Reuters Institute bulguları, habere olan güvenin dibe vurduğunu gösterirken, bizler "bilgi çağında" hakikate en uzak insanlar haline geldik. Zulüm artık sadece sahada değil, söylemde de üretiliyor. Bir çocuğun cansız bedeni, algoritmaların "tali hasar" süzgecinden geçerek ana sayfamıza düşüyor ve bizler, acıyı bir "içerik" gibi tüketip ekranı aşağı kaydırıyoruz.

Peki, dünya bu şekilde iken değişirken Müslümanlar nerede duruyor? İslâm Dünyasında Müslümanların........

© İstiklal