menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

AKİT YAZARI İDRİS GÜNAYDIN’IN DEVİRDİĞİ ÇAMLAR – 5

36 0
10.06.2026

“Hadislere Şaşı Bakışı ve İbn Mâce’nin Durumu”

Akit yazarı İdris Günaydın’a cevaplarımızı bu yazıyla -şimdilik- noktalıyoruz.

Bu şahıs başlığa taşıdığımız gibi, birçok çam devirdiği yazısının sonuna doğru şöyle demektedir:

“İş dönüyor dolaşıyor; peygamberimize ait olduğu söylenen bazı sözlerin sıhhatine geliyor.

Kur’an akıl etmez misiniz? diyor.

Eğer akıl ettiğimde ayetle veya hadisle çelişecekse akıl edebilir miyim?

Kur’an’da akılla çelişen bir durum yok.”

Ardından da sözü hadislerin sıhhatine getirerek şunu söylüyor:

“Hadis tenkitçisi alimler, Kütüb-ü Sitte diye kabul ettiğimiz altı hadis kitabından biri olan İbn-i Mâce’de 1000 adet mevzu (uydurma) hadis olduğunu söylemişler. Bunlar hangisi? Hangisi olduğunu bizler bilebiliyor muyuz?”

Esasen ilgili şahıs, bu beyanlarıyla, hangi tahrifat projesine hizmet ettiğini -anlayanlar için- itiraf ve ifade etmiş oluyor.

I- Metod ve Üslup Yanlışları

Şunu söyleyerek başlayalım: Yazar, hadislerin sıhhatine ve aklın dinî meselelerde nasıl kullanılacağına dair ya yeterli altyapıya sahip değil veyahut da bu konuları bildiği halde, bile bile gündem etmiyor. Sebebin ne olduğu bizce çok mühim değil. Mühim olan, yapılan yanlışların dini tahrif manasına gelmesidir, bizi konuya müdahil olmaya sevk eden şey de budur.

1- Hadislerin Sıhhati Meselesi:

Yazara şunu hatırlatmak isteriz:

Hadislerin sıhhatini tahlil etmek senin vazifen değil. Bu vazife ehliyetli İslam âlimlerinindir ve vakti zamanında hakkıyla yapılmıştır.

Aşağıda maddeler halinde sıralayacağımız her bir prensip açılsa ayrı bir makale, hatta kitap hacmine ulaşır. Ama buna imkânımız olmadığı için şunları söylemekle iktifa ediyoruz:

- İslam tarihine ve İslami ilimlere biraz olsun vukufiyeti olan herkes bilir ki, Sünnet ve hadisler Kuran’dan sonra dinin ikinci kaynağıdır. Hadisler olmadan Kuran tefsir edilemez.

- İslam’ın ilk asırlarında “ilim” denildiğinde bundan maksadın “hadis ilmi” olduğu konunun uzmanlarınca malumdur. Yani hadisler, İslami ilimlerin membaıdır. Tefsir, fıkıh, akâid, kelam vs. hepsi de daha sonra bu ilimden neşet etmiştir.

- İslami ilimlerin her birinde usul, o ilmin kendisinden evvel tahsil edilir. Mesela fıkıhtan önce fıkıh usulü, tefsirden önce tefsir usulü, hadisten önce de hadis usulü gelir. “Usulü olmayanın vusulü olmaz” deyimi ulema nazarında meşhurdur. Bu, “Usulü, metodu bilmez isen varmak istediğin ilmî neticeye ulaşamazsın” demektir. Nasıl bakacağını bilmeyen, baktığını galip ihtimalle yanlış yorumlar.

- Hadisleri anlamak için hadis ilminin sistemleşme sürecinde geçirdiği dört dönemi iyi bilmek gerekir: Bunlar “tesbit”, “tedvin”, “tasnif” ve “şerh” dönemleridir.

Tesbit dönemi hadislerin yazılı veya sözlü rivayet olarak ortaya çıkışını ifade eder. Bu dönem Hz. Peygamber (s.a.v.) hayattayken başlamıştır.

Tedvin dönemi hadislerin, Hz. Peygamber’in ahirete irtihalinden sonra İslam coğrafyasının dört bir yanına dağılan sahabilerden toplanıp bir araya getirilmesini ifade eder. Hicrî birinci ve ikinci asırda bu görevler yapılmıştır.

Tasnif dönemi ise hadislerin belli esaslara göre sınıflandırıldığı dönemdir. Hicrî 3. asra tekabül eder. Kütüb-i Sitte denen hadis külliyatı bu dönemde ortaya çıkmıştır.

Tesbit, tedvin ve tasnif sonrasında da hadislerin şerh edildiği dönem başlamıştır ki hala devam edegelmektedir.

Hadislerin sıhhatleri tasnif döneminde belirlenmiş ve “isnat sistemi” yeryüzünde en mükemmel şekilde Hadis âlimleri tarafından ortaya konmuştur. Buna göre hadis rivayet eden raviler en ince ayrıntılarına kadar eleştirel gözle incelenerek sonunda hadisler “sahih”, “hasen”, “mürsel” ve “zayıf” olarak kategorize edilmiştir.

Uydurma hadise gelince; bunlar ister cehaletle isterse kötü maksatla ortaya çıksın; söylemediği bir sözü Hz. Peygamber’e (s.a.v.) isnat etmektir, bunun kabul edilemeyeceğini söylemeye lüzum bile yoktur.

- Hadis ilmi, geçirdiği bu dört dönemle sistemleşmiş bulunmaktadır. Sonradan gelen birinin kendi kafasına göre, hem de güya aklını ölçü tutarak hadislerin sıhhat durumunu sorgulaması hem komiktir hem de büyük bir çılgınlıktır. Hadislere nasıl bakılacağı, hadislerin hangi esasa göre değerlendirileceği, hadis usulü ilminde bellidir. Bu nedenle tabiri caizse Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur. Bu konudaki vazife kâmil manada yapılmış, ümmetin önüne mükemmel bir tarzda konmuştur. Öyle ki, bir kısım İslam düşmanı batılı oryantalistler bile hadis usulü ilmi karşısında hayretini gizleyememiştir. Ama ne acıdır ki o oryantalistlerin yerli sözcüleri bu büyük hakikati itiraf etmezler.

- Bütün bu çalışmalar yüce dinimizin bozulmadan kıyamete kadar yaşayabilmesinin olmazsa olmaz şartıdır. İslam’ı korumayı taahhüt eden yüce Allah, onu korumaya vesile olacak Peygamber vârisi ulemayı da yaratmış ve yetiştirmiştir. Dolayısıyla dinin korunması dendiği zaman akla ilk Kuran’ın / ayetlerin korunması gelse de, bu “korunma” mefhumuna sünnet ve hadisler de dâhildir. Zira ayetlerin saptırılmadan anlaşılabilmesi, dinin tatbiki anlamına gelen sünnet ve hadislerin mahfuziyetine bağlıdır. Nitekim “O zikri biz indirdik, koruyacak olan da biziz” mealindeki Hicr Suresi 9. Ayetteki “Zikir” kelimesi birçok mealde “Kuran” diye çevrilmiş olsa da, ehliyetli ulema tarafından Kuran’ın yanı sıra sünnet ve hadisleri de içine alacak........

© İstiklal