Akit Yazarı İdris Günaydın’ın Devirdiği Çamlar – 2
Akit yazarı İdris Günaydın’ın “Çarşaf Giyen Bacılar” başlıklı yazısında devirdiği çamları değerlendirmeye kaldığımız yerden devam ediyoruz.
İdris Günaydın bu yazısında güya “yanlış peygamber algısını” eleştirmek adına bizzat kendisi birçok yanlışa imza atmış bulunmaktadır.
Yazısına taşıdığı rivayetler ya mevzu / uydurmadır ya ileri derecede sorunlu olup muhaddisler tarafından şiddetle tenkit ve reddedilmiştir ya da sahih olmakla birlikte bağlamından çıkarılıp saptırılmıştır.
Bu rivayetleri Ali Dündar adlı birinden aldığını söylemektedir. Peki ama Ali Dündar kimdir? Şahsen biz Ali Dündar’ın kim olduğunu bilmiyoruz. Ama bu ismi ilgili rivayetlerle birlikte internette arattığımızda gördüğümüz manzara şudur: Yazarın (İdris Günaydın’ın) yazısına taşıdığı cümleler bir kalıp halinde gerek forumlarda gerek diğer sosyal medya platformlarında hadis / sünnet inkârcılığı ve hatta İslam düşmanlığı yapmak üzere bir propaganda malzemesi olarak kullanılmaktadır.
Dolayısıyla İdris Günaydın her ne kadar yanlış peygamber inancını düzeltmek adına bu yazıyı yazdığını söylese de, bal gibi de bu mihrakların değirmenine su taşımış olmaktadır. Dahası, güya onların yanlışını düzelteceğim derken, bu hadis / sünnet düşmanlarının dümen suyuna girerek kendisi de tahrifatta bulunmaktadır. Hiç kimse bunun aksini iddia edemez.
Rivayetlerin başında “peygamberimize ait olduğu söylenen, aslında peygamberimize iftira sayılan” diye bir ifade kullanmaktadır.
Hâlbuki sıralanan o rivayetlerin içinde yukarıda ifade ettiğimiz gibi uydurma olan da sahih olan da vardır. Bu durumda yazar;
Bir; Hz. Peygamber’e (s.a.v.) iftira olan şeyleri köşesine taşıyarak daha fazla şüyu bulmasına sebep olmakta; üstelik bunları cevaplamadan, Sevgili Peygamberimiz söz konusu olduğunda takınmamız gereken edebe halel getirecek bir tarzda ortada bırakmaktadır.
İki; Sahih rivayetlere de diğerleriyle birlikte “iftira” yaftası yapıştırarak bunları inkâr etmiş olmaktadır.
İslami kimlik taşıyan bir yazar olarak sizin yapmanız gereken bu mudur?
Madem piyasada böyle bir kısmı yanlış, bir kısmı saptırılmış rivayetler dolaşıyor, bundan haberdar oldunuz ve dinî hassasiyetinizle rahatsızlık duydunuz; bu durumda yapmanız gereken -bu işi bize bırakmadan- söz konusu iddia ve saptırmaları cevaplayan, çürüten bir yazı yazmak değil miydi?
Bu rivayetlerin bizim hadis kitaplarımızda yer aldığını ihsas ettirerek, bunun üzerinden hadis külliyatını itibarsızlaştırmaya çalıştınız. “Hadislere gerek yoktur, Kuran bize yeter, zaten hadislere de güvenilmez, birçoğu uydurmadır.” diyenlerin ekmeğine yağ sürdünüz.
Bu duruma düşeceğinize keşke “Ali Dündar adlı bir şahıstan aldım” dediğiniz o kişiye karşı bakış açınızı belirlemek üzere şu ayetteki ihtarı hatırlasaydınız:
“Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” (Hucurât: 6)
İşte siz tam olarak bu duruma düştünüz. Kuran - Sünnet bütünlüğüne inanan, sevad-ı azam olan devasa bir topluluğa, Müslüman toplumuna zarar verdiniz; pişman oldunuz mu orasını elbette biz bilemeyiz.
Bu girişten sonra şimdi bahsi geçen yanlış, sorunlu, mesnetsiz yahut saptırılmış rivayetleri incelemeye başlıyoruz.
I- Uydurma Bir Rivayeti Ciddiye Alıp Onun Üzerinden Algı Oluşturmak
Yazar “Peygamberimizin sözleri olduğu söylenen sözler” başlığı altında ilk olarak şuna yer veriyor:
“Namaz kılarken önünden geçen çocuğa beddua edip çocuğun sakat kalmasına yani kötürüm olmasına sebep olan peygamber inancı…”
Bu rivayet, hem hadis usulü (senet) hem de metin (içerik) açısından İslam âlimleri tarafından ciddi şekilde eleştirilmiş ve reddedilmiştir.
Rivayet genellikle Ebu Davud gibi kaynaklarda şu şekilde geçer:
“Resulullah namaz kılarken bir çocuk (veya bir genç) önünden geçti. Hz. Peygamber ‘Adımlarını kessin’ (veya ‘İzi kesilsin’) dedi. Bunun üzerine çocuk yürüyemez hale geldi / kötürüm oldu.”
Bu rivayet, hadis otoriteleri tarafından “münker” (kabul edilmeyen ve güvenilir olmayan) veya “metruk” (terk edilmiş) olarak değerlendirilmiştir.
a. Ravi zinciri yani senedi sorunludur. Rivayetin senedinde yer alan bazı isimlerin (mesela Mufaddal b. Fedâle’nin) bu hadisi naklederken hata yaptığı veya senedin kopuk olduğu belirtilmiştir.
b. Muhtevasında tutarsızlık vardır. Bu hâdise, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bütün ümmetine örnek olan güzel ahlakıyla, hususen çocuklara karşı şefkat ve merhametiyle taban tabana zıttır.
Taif’te kendini taşlayanlara dahi beddua etmeyen Sevgili Peygamberimizin, namaz kılarken önünden geçen masum bir çocuğa ağır bir beddua etmesi, peygamberlik vasıflarıyla nasıl bağdaşabilir?
Bu rivayet, Ebû Dâvûd'un Sünen'inde Namaz bahsi, 108. bab, 704. Hadis olarak yer almaktadır. Ancak bizzat Ebû Dâvûd, bu rivayeti naklettikten sonra altına şu notu düşmüştür:
“Bu hadis münkerdir; Mufaddal b. Fedâle’nin dışındakiler bu hadisi mürsel olarak rivayet etmişlerdir.”
Ayrıca Zehebî ve Şuayb Arnavut gibi muhakkikler de bu rivayetin senedindeki zayıflıklara ve metindeki peygamberlik ahlakına aykırı duruma dikkat çekerek, hadisin zayıf / uydurma kategorisinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir.
İslam âlimlerinin genel kanaati, bu olayın Hz. Peygamber’in (s.a.v.) güvenilir hadislerle sabit olan çocuklara karşı merhametiyle (mesela namazda sırtına çıkan torunlarını incitmemesi, onlar inene kadar secdeyi uzatması gibi sahih örneklerle) taban tabana zıt olduğu yönündedir.
Öte yandan namaz kılanın önünden geçmenin büyük bir günah olduğunu haber veren hadis Kütüb-i Sitte’deki bütün kitaplarda yer almaktadır. Buna bağlı olarak fıkıh kitaplarımızda namaz kılanın önünden geçmekte olan bir kimse bu durumun farkında değilse, onu uyarmak için Allahü ekber, sübhanellah gibi sözler söylemek veya sadece elle geçmemesi gerektiği yönünde ikaz işareti yapmak namaza engel teşkil etmez denmiştir.
Şimdi bu bilgiler ışığında yazarın bu rivayeti yazısına taşımasını bir kere daha........
