Allah Aşkına
“Hakk Aşkını Kor Eyledi , Aşık Yansın Pişsin Diye”Rivayete göre Mansûr el-Hallâc’ın (858 – 922) idam edilceği gece kızgın bir kalabalık, tutulduğu hapishanenin önünde yığılır.Nefret dolu sloganlar eşliğinde fermanın bir an önce yerine gelmesini talep ederler.Üstadı son anlarında yalnız bırakmamak için yanında bulunan mürşitlerinden birkaçı bu kin karşısında öfkelenir.Hallaç’tan şu ikaz gelir: ⁃ “Onlara kızmayın, ben sizi kadar onları da seviyorum.” Bu sözler üzerine hücrede, şaşkınlık ile karışık, derin bir sessizlik hakim olur.
Arkasından, hem teselli hem öğreti amaçlı, şu kelimeler dökülür dervişin ağzından: ⁃ “Siz beni “Allah dostu” olduğumu düşünerek ne kadar seviyorsunuz, onlarda “Allah düşmanı” olduğumu düşünerek o kadar nefret ediyorlar.
Sır dolu hayata göz yummandan evvel Mansûr El Hallac, hoşgörü abidesine kazınacak, son sözünü söyler: ⁃ “beni sevende Allah aşkına seviyor, asanda Allah aşkına asıyor. Bu nedenle hepinizi seviyorum.”
Manevi dünyamızda ilahi aşkın ateşinde yanıp kavrulan gönül erleri El Hallac ile sınırlı değildir elbette.
İlk akla gelenlerden biri Celallendin Rumi’dir.O’nun, bırakın sözünü, her nefesi aşk ile ilgilidir desek yanlış sayılmaz. Şu cümlesi meseleyi özetliyor: ⁃ “Üç şey seçildi cenneten: Kelimeler, ask, annelik duygusu. Kelimeleri Adem aldı, annelik duygusu Havva'ya kaldı,ama aşk çok ağırdı...”
Amerika’da en çok satılan şiir kitaplarının başında Mevlana Hazretlerinin Mesnevi’si olduğu sır değildir.Daha geniş anlamda Batı çevrelerinde Celaleddin Rumi’ye “İslam’ın İsa’sı” gözüyle bakılıyor.Zira kendisine atfedilen şu sözler Hrıstiyanları derinden etkilemektedir: ⁃ “Her insan bedeni bir Meryem’dir. Hepimizin içinde bir İsa vardır ama “sancı” (yanmadığımız için) çekmediğimiz için O doğmuyor.”
Konu aşk iken Yunus Emre’yi anmamak........
