PISA Sonuçlarını Nasıl Okumalıyız?
Türkiye’de eğitim üzerine konuşurken “tebrik ederim” demenin de bir cesaret meselesine dönüşebileceğini PISA sonuçları vesilesiyle görüyoruz. Eleştirinin sözlüğü geniş; başarı karşısında kullanılacak kelimeler ise sanki bir yerlerde unutulmuş. Rakamlar yükseliyor, öğrenciler ilerliyor, uluslararası karşılaştırmalarda mesafe alınıyor; cümle yine aynı kavşakta bekliyor: “Evet, ama…” Oysa Türkçenin dil bilgisi kuralları, her tebrik cümlesinin ardından bir itiraz gelmesini zorunlu kılmıyor. Nokta koymak da mümkün. Hatta emeğin hakkını teslim etmek söz konusu olduğunda pek güzel oluyor.
Rakamların Söylediği
PISA 2025 sonuçları böyle bir tebriği hak ediyor. Türkiye, fen bilimlerinde 494, okuma becerilerinde 472, matematikte 462 puana ulaştı. OECD ortalamaları aynı alanlarda sırasıyla 482, 461 ve 463 puan. Fen ve okumada OECD ortalamasının üzerindeyiz; matematikte ise ortalamanın hemen yanındayız. 2022’ye göre fen bilimlerinde 18, okumada 16, matematikte 9 puan ilerledik. Millî Eğitim Bakanlığının raporuna göre Türkiye, bu dönemde üç alanda da performansını anlamlı düzeyde artıran tek OECD ülkesi. Böyle bir tablo karşısında ilk cümlemiz açık olmalı: Öğrencilerimizi, öğretmenlerimizi ve bu başarıya emek veren herkesi kutluyoruz.
Bu gelişmenin değerini anlamak için rakamlara biraz yakından bakmak yeterli. Türkiye’nin sıralamadaki ilerleyişi, yalnızca başka ülkelerin gerilemesinden kaynaklanmıyor; kendi puanlarımız da yükseliyor. Üstelik OECD, son sonuçların Türkiye’de önceki yıllarda başlayan olumlu eğilimi güçlendirdiğini belirtiyor. Eğitim gibi emekle sonuç arasına yılların girdiği bir alanda bu süreklilik kıymetlidir. Bu birikimde, Yusuf Tekin’in müsteşarlığı döneminde atılan adımların önemli bir payı olduğu kanaatindeyim. Tekin’in bugünkü çalışmalarını, eğitim yönetiminde sorumluluk üstlendiği o yıllardan gelen tecrübeyle birlikte değerlendirmek gerekir. Müsteşarlık dönemindeki birikimini bakanlık sorumluluğuna taşıması, eğitim politikalarında hafızanın ve sürekliliğin değerini de gösteriyor. Bugünkü başarıda, geçmişte verilen emeğin ve o emeği yeni hedeflerle ileri taşıyan iradenin birlikte payı bulunuyor.
PISA’yı bir ülkeler ligi gibi okumak heyecan verici olabilir. Bununla birlikte asıl mesele, sıralamanın arkasındaki öğrenmedir. PISA, on beş yaşındaki öğrencilerin bilgilerini gerçek hayat durumlarında kullanabilmelerine bakıyor. Öğrenci okuduğundan ne anlıyor, bir grafikten hangi sonuca ulaşıyor, karşılaştığı sorunu nasıl çözüyor? Ezberlediği açıklamayı tekrarlamanın ötesine geçip gerekçe üretebiliyor mu? Dolayısıyla yükselen puanlar, çocuklarımızın düşünme ve bilgiyi kullanma yeterliklerinde kaydedilen ilerlemeyi gösteriyor. Sevincimizin sağlam bir zemini var: Öğrenme, öğrencinin hayatında daha fazla karşılık buluyor.
Bilginin Hayata Karıştığı Yer
Bir fen sorusunda deneyin sonucunu yorumlayabilmek, gündelik hayatta karşılaşılan bir iddiayı da sorgulayabilmenin kapısını açar. Okuduğu metnin dayanaklarını değerlendiren öğrenci, önüne çıkan her habere aynı kolaylıkla inanmaz. Matematiksel düşünme, alışverişten zaman planlamasına kadar hayatın pek çok alanında işe yarar. PISA’nın ölçtüğü beceriler bu yüzden ders çizelgesindeki üç alanı aşan bir anlam taşır. Buradaki ilerlemeyi, ülkenin düşünme kapasitesine yapılan yatırımın bir göstergesi olarak değerlendirmek gerekir. Eğitimde kazandığımız her mesafe, yarının çalışma ve üretme biçimlerine de uzanır.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin beceri odaklı yaklaşımı bu açıdan önemlidir. Bilginin hayatla ilişkilendirilmesi, öğrencinin öğrenmeye etkin katılması, öğretmenin süreci izleyerek yönlendirmesi ve değerlendirmenin öğrenmeye eşlik etmesi güçlü bir eğitim yönelimi ortaya koyuyor. Bunun sınıftaki karşılığı, öğrencinin cevabı nasıl bulduğuna da dikkat etmektir. Yanlışın nerede oluştuğunu gören........
