menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Siyonizm Ve Türkiye’deki Anti Siyonist Akımlar

5 0
28.07.2026

Siyonizm’i sadece İsrail’in devlet kurma fikri veya Yahudiliğin politik ideolojisi olarak görmek yahut sadece Yahudilerin mensubiyeti ile sınırlamak eksik, hatta yanlış bir ifade olur. Siyonizm; tüm dünya insanlığını, tıpkı bir ahtapot gibi kıskacı altına alan, son yılların moda tabiriyle siyasal pandemik bir virüstür.

1800’lü yıllarda İngiltere öncülüğünde, emperyalist Batı sömürü düzeninin yeni aparatı olarak Avrupa laboratuvarlarında üretilmiş; (günümüzde ülkelerindeki DEAŞ militanlarına yaptıkları gibi) “Aman, yeter ki bizden uzak olsun; biz ona her türlü desteği sağlar, ihtiyaç duyduğumuzda da istediğimiz gibi kullanırız.” mantığıyla ortaya çıkmış, zamanla mutasyona uğrayarak üretenler de dâhil olmak üzere tüm dünyanın başına adeta bela olan sapkın bir ideoloji hâlini almıştır.

Hikâye çok eski ve derin. Mevzu, milattan önceye kadar uzanıyor. Ancak konunun özünden sapmamak ve çok da fazla uzatmamak adına, olabilecek en yakın tarihten başlayarak özetleyelim.

Orta Çağ Avrupası’nda (gücü ele geçirdiklerinde nasıl bir zulüm ettiklerini asırlarca yaşamaktan kaynaklanan tecrübelerinden olsa gerek) kilise ve devlet otoriteleri Yahudilere, başta mülk edinme olmak üzere birçok mali kısıtlama getirmişlerdi. Bu durum, 12. ve 13. yüzyıllarda daha da sıkı uygulanmaktaydı. Ne hazindir ki aynı dönemde Müslüman âleminde, özellikle de Osmanlı Devleti’nde, bırakın böyle bir kısıtlamayı, Hristiyan zulmünden kaçan birçok Yahudi’ye kucak açılmış, hatta onlara birçok ticari imtiyaz da tanınarak adeta koruyucu aile, güvenli liman olunmuştur.

1492 yılında İspanya Kralı Aragonlu II. Ferdinand ve Kastilyalı I. Isabella’nın, “Ya Hristiyan olun ya da ülkeyi terk edin.” şeklindeki Elhamra Fermanı ile İspanya’dan kovulan yüz bin Yahudi’yi, dönemin Osmanlı Hükümdarı II. Bayezid başta Selanik ve İstanbul olmak üzere birçok Osmanlı şehrine yerleştirmiştir.

Yavuz Sultan Selim’in Filistin topraklarını fethiyle (1517) başlayıp 400 yıl süren zaman diliminde Filistin huzuru yaşamış, üç ilahî dinin (İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik) kutsal kabul ettiği bu mübarek topraklarda insanlar kardeşçe yaşamaya devam etmişlerdir. Ta ki Osmanlı yıkılıncaya kadar. Osmanlı’nın bu coğrafyadan çekilmesiyle huzur ve barış da çekilmiş, yerini savaş, zulüm, kan ve gözyaşı almıştır. Filistin topraklarına huzur gelecek; inanıyorum ki yine bu aziz milletin evlatları vesilesiyle gelecektir. Ümmetin ümidi ve duası da bu yöndedir.

Ancak gelecek yazılarımızda tarihî örnekleriyle genişçe anlatacağımız gibi, kendi peygamberleri Hz. Musa’ya nankörlük eden bir kavim, elbette ilk fırsatını bulunca Osmanlı’ya da ihanet edecekti. O günden bugüne devletin her zaafını bulduklarında klasik Siyonist tavrı; vefasız, nankör, zihniyetleri ve cibilliyetleri gereği istilacı, hilebaz, ihanet vb. oyunlarına devam etmektedirler.

İslam dünyasında da tarih boyunca, Hz. Ömer döneminde başlayan birçok iyilik ve yardıma karşılık; Babillerin, Romalıların, İspanyolların, Rusların ve nihayet Almanların kendilerine reva gördükleri soykırımı, kendilerine tarih boyunca pek çok defa kol kanat geren Müslümanlara da en acı şekilde, Filistin-Gazze örneğinde olduğu gibi, yapmaktan geri kalmamaktadırlar.

1789’da Fransız İhtilali ile birlikte Yahudiler de diğer insanlar gibi eşit haklara sahip olunca, bir anda Avrupa’nın pek çok ülkesinde Yahudi sermayedarlar türedi. Bu durum ise Avrupa’da antisemitizmi (Yahudi düşmanlığını) körükledi. Avrupa’nın güçlü devletleri olan Avusturya-Macaristan, İngiltere ve Fransa’da halk hareketleri başlamaya başladı. Bu durum, Yahudileri güvenli, birlikte yaşayabilecekleri bir toprak, devlet ve yaşam alanı arayışına itti.

Avrupa’nın değişik ülkelerinde bir araya gelen Yahudi liderler, dönemin süper gücü İngiltere’nin kendi çıkarlarına ve sömürü düzenine hizmet edecek şekilde yönlendirmeleriyle başlangıçta Uganda, Arjantin, Kıbrıs, Güney Afrika, Angola ve Filistin alternatifleri üzerinde çeşitli çalışmalar ve tartışmalar yaptılar. Ancak biraz da tahrif edilmiş Tevrat’taki vaat edilmiş topraklar (Arz-ı Mev’ûd) inancının etkisiyle, başından beri seküler ve laik bir anlayışa sahip dönemin Siyonist liderleri, 1897’de Theodor Herzl başkanlığında İsviçre’nin Basel kentinde I. Siyonist Kongresi’ni topladılar ve Kudüs’te bir Yahudi devleti kurulmasına dair ilk adımlarını attılar.

Fransız İhtilali’nden 1897’ye kadar geçen yaklaşık yüz yıl boyunca devlet kurma girişiminde bulunamamaların en........

© İnsaniyet