menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mavzerli Muhtar

56 0
13.08.2026

Askerden yeni geldim. Uzun boylu, mavi gözlü, yakışıklı bıçkın bir delikanlıyım. Akrabalardan birinin kızıyla evleneceksin dediler. İtiraz etmedim evlendim. Davullu zurnalı güzel bir düğün yapıldı. İkinci dünya savaşı sonrası tüm ülke nasıl durumdaysa bizim köyün durumu da aynıydı. Savaşlardan yorgun düşmüş bir halkın yaşadığı acıları bir daha yaşamamak için tüm zorlukları göğüsleyen bir köydük. Ekmeğin karne ile verildiği, buğday ekmeğinin yerini süpürge tohumlu ekmeklerin aldığı, çay ve şekerin resmi daireler ve birkaç zengin ev dışında kimsenin evine uğramadığı, büyük şehirlerde karartma gecelerinin uygulandığı, vatandaşın beslenmesinden ziyade ordunun beslenmesinin öncelendiği yıllardan bahsediyorum. Yeter ki savaşa girilmesin diye her türlü önlemin alındığı, o zamanki devlet büyüklerinin ifadesiyle babasız kalmamak için ekmeksiz kalmanın tercih edilmek zorunda kalındığı dönemler.

Vesselam, çetin yıllar. Böyle bir köyde muhtar olmak da kolay değildi. Henüz yirmi dört yaşındayım. Sen bu işi iyi yaparsın dediler. Bir elime muhtarlık mührünü diğer elime de devletin mavzerini verdiler. Bir anda köyün muhtarı oluvermiştim. Artık ailem dışında tüm köyden sorumlu biri haline gelmiştim. Köyde bir sorun olmaması için çok uğraşıyordum. Köy yeri demek dert yeri demek. Yokluk ve cahillik birleşince her türlü sorun istemeseniz de karşınıza çıkar. Sınır kavgaları mı dersiniz, bahçe sularken başkasının sırasını gasp eden mi dersiniz, zenginin fakire ve güçlünün zayıfa hükmetmesi mi dersiniz. Ne derseniz hepsinin olduğu bir köy.  Başkasının davarını, sığırını çalmaya çalışan, kız kaçıran, borcunu ödemeyen, gizli gizli kumar oynayanları daha saymadım. Kısacası asayişin berkemal olmadığı ama herkesin birilerinden kemal beklediği bir köy.  Bunlarla baş etmenin kolay olmadığı ve bu sorunlarla hemhal olan tek köyün bizim köy olmadığı garip ülkemin yokluk yılları.

Muhtar olduysan bunları da çözmen gerekiyordu. Bunları bile bile muhtar oldum. Ya bunlarla baş edecektim ya da her türlü kanunsuzluğun devam etmesi için kanunsuzlarla birlikte hareket edecektim. İkincisi en kolay olanıydı. Ama bana tersti. Her türlü sorunla ne pahasına olursa olsun ilgilenecektim. Öyle de oldu. Hepsinin de üstesinden tek tek gelmeye başladım. Bu başarı kimi zaman güzellikle, kimi zaman da güç ile kazanılıyordu. Muhtar olmanın bir otoritesi olmalıydı elbet. Ben bu otoriteyi sağlamak için gece gündüz durmadan çalışıyordum. Atıma binip elimde mavzer köy sokaklarını, tarlaları, bağları, bahçeleri sabah akşam dolaşır, bir aksaklık mı gördüm hemen müdahale ederdim. İlk başlarda benim yaşımı bahane edip sözümü dinlemeyenler daha sonra pek söz dinler hale gelmişti. Geldiler ama bu da tabi emek ve güç gerektiren bir süreçti.  Kimsenin karısına, kızına yan gözle baktırmadım, haksızlık edenlere haklarının ne olduğunu gösterdim. Kıyıda köşede kumar oynayanlar bir anda ortadan kayboluvermiş, uygunsuz iş çevirmeye çalışanların hevesleri kursaklarında kalıvermişti.

Benim sol elim oldukça kuvvetli olduğu için bunun tadını bilenler, değil elimin yakınına gelmeyi gölgemden bile korkar hale geldiler. Hangi hareketin bu el ile kucaklaşacağını çok iyi bildikleri için asayiş düzene girmeye başlamıştı. Herkesin korktuğu ama adaletinden de emin olduğu bir muhtar haline gelmiştim bir anda. Fakir olanlar gözetiliyor, gariban ve kimsesiz olanlara destek olunuyor, kendini köyün ağası görüp de köylüye zulmedenlerin zalimlikleri birer birer son buluyordu.

Her şey tam rayına oturdu derken yan köy ile sınır kavgası patlak verdi. İkinci dünya savaşı bitmiş ama yeni bir savaş başlamış gibiydi. İki köyün arasındaki orman ve meranın kime ait olduğu konusunda ihtilaf çıkmıştı. Bir gün bizim köyün hayvanları o merada otlarken başka zaman da diğer köyün hayvanları otluyordu. Her seferinde de iki taraf rahat durmuyor karşı tarafın hayvanlarına ve çobanlarına zarar veriyordu. Hele o paylaşılamayan orman iki taraf için sıradan bir mesele değildi.  O dönemlerde orman bir köy için hayati öneme sahipti. Bu ormana ne pahasına olursa olsun sahip çıkılmalıydı. Ev yapacaksanız ormandan kereste getirmelisiniz. Kışın çorbanızı pişireceğiniz........

© İnsaniyet