NATO’nun yeni yol haritası
Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nin ardından yayınlanan sonuç bildirgesi, yalnızca ittifakın gelecek dönem faaliyetlerini özetleyen diplomatik bir metin değil, NATO’nun değişen stratejik anlayışını ortaya koyan yeni bir yol haritası niteliğinde. Bildirge, ittifakın önümüzdeki yıllarda hangi tehditlere odaklanacağını, kaynaklarını nasıl kullanacağını ve üyeler arasında nasıl bir görev paylaşımı öngördüğünü ortaya koyuyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan süreç, Avrupa devletlerinin güvenlik algısını köklü biçimde değiştirdi. Aynı dönemde ABD’nin stratejik önceliğini Çin ile rekabete ve Hint-Pasifik bölgesine kaydırması ise NATO içinde yeni bir iş bölümünü zorunlu hale getirdi. Artık Washington, Avrupa’nın güvenliğinin mali yükünü tek başına taşımak istemiyor; Avrupalı müttefiklerden hem daha fazla silahlanma harcaması yapmalarını hem de askeri kapasitelerini geliştirmelerini bekliyor. Soğuk Savaş boyunca Sovyetler Birliği’ni çevrelemeye odaklanan ilk dönem ile 1991 sonrasında genişleme ve kriz yönetimi ekseninde şekillenen ikinci dönemin ardından, Rusya-Ukrayna savaşı NATO’yu üçüncü bir evreye taşıdı. Bu yeni dönemin en önemli özelliği ise yalnızca askeri tehditlere yönelik değil; ekonomi, teknoloji, enerji ve sanayi alanlarını da kapsayan çok boyutlu bir stratejik yaklaşımın benimsenmesi. Ankara’da kabul edilen sonuç bildirgesi bu yeni dönemin temel çerçevesini dört başlık altında ortaya koyuyor: Avrupa’nın silahlanmada daha fazla sorumluluk üstlenmesi, silah sanayisinin güçlendirilmesi, tehdit algısının Rusya’nın ötesine genişletilmesi ve uzun süreli jeopolitik rekabete hazırlık.
Avrupa artık güvenliğinin daha büyük bölümünü finanse edecek Sonuç Bildirgesi’nin dikkat çekici kararlarından biri, geçen yıl kabul edilen askeri harcamaların gayrisafi yurt içi hâsılalarının yüzde 5’ine çıkarılmasının teyit edilmesi oldu. NATO, Avrupa’nın güvenliğinin maliyetinin daha büyük bölümünün artık Avrupalı müttefikler tarafından karşılanacağı yeni bir döneme giriyor. Bu değişimin arkasında iki temel neden bulunuyor. Birincisi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte Avrupa’da güvenlik kaygılarının kalıcı hale gelmesi. Avrupa ülkeleri, bu savaş sona erse bile Rusya’yı uzun vadeli ve doğrudan tehdit olarak değerlendirmeye devam ediyor. Bu nedenle doğu kanadındaki askeri varlığın güçlendirilmesi ve caydırıcılık kapasitesinin artırılması, ittifakın temel öncelikleri arasında yer almayı sürdürüyor. İkinci neden ise ABD’nin küresel stratejisindeki değişim. Washington, Çin’i uzun vadeli en önemli rakibi olarak görüyor ve askeri, diplomatik, ekonomik kaynaklarının........
