menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DÜŞÜŞTEN ÖNCE ÇIKAN KAZANÇ: FON SKANDALINDA "ERKEN SATAN" YATIRIMCININ CEZA SORUMLULUĞU NEREDEN BAŞLAR, NEREDE BİTER?

53 0
05.10.2026

I. Nisan'da Alınan Pay, Eylül'de Kapanan Kapı

Kamuoyuna yansıyan iddialara göre, bir eski bakan 2026 yılının nisan ayında Borsa İstanbul'da işlem gören bir denizcilik şirketinin payından tanesi 255 liradan 250 bin adet aldı. Yatırımın tutarı 63 milyon lira civarındaydı. Eşi de aynı paydan ve bu paya ağırlık veren bir yatırım fonundan pay aldı. Eşlerin toplam yatırımının yaklaşık 163 milyon lira olduğu söyleniyor. Eylül ayında, krizden kısa süre önce pozisyonların kapatıldığı ve hesaplara yaklaşık 2,17 milyar lira döndüğü ileri sürülüyor.

Birkaç gün sonra, 16 Eylül'de fon krizi patladı. Sermaye Piyasası Kurulu yedi portföy yönetim şirketinin kurduğu 131 fonu tasfiyeye aldı. Yaklaşık 456 bin yatırımcı bu kararlardan etkilendi; iade talimatı verenlerin önemli bir kısmının parası fonun içinde kaldı.

Aynı dönemde aynı paya ya da aynı fona girmiş olan kişileri iki gruba ayırmak mümkün: Düşüşten önce çıkanlar ve çıkamayanlar. Hukukçunun sorusu ise bu iki grubun kaderi arasındaki farkın bir şans, bir yatırım sezgisi ya da bir suç ürünü olup olmadığıdır.

Bu yazıda kimsenin suçlu olduğunu ileri sürmüyoruz. Soruşturma sürüyor ve hiçbir isim hakkında kesinleşmiş bir yargı kararı yok. Amacımız, "erken satan" kişiler bakımından hangi suç tiplerinin gündeme gelebileceğini, savcılığın neyi ispatlamak zorunda olduğunu ve iade edildiği söylenen paranın hukuken ne anlama geldiğini göstermek.

II. Kazanç Kendi Başına Suç Değildir

Sermaye piyasasında bir payı ucuza alıp pahalıya satmak suç değildir. Düşüşten bir hafta önce satmak da suç değildir. Ceza hukuku zamanlamayı değil, zamanlamanın arkasındaki bilgiyi ya da davranışı cezalandırır. Bu nedenle kamuoyunda konuşulan "2 milyar liralık kazanç" rakamı, ceza dosyası açısından bir delil değil yalnızca bir başlangıç noktasıdır.

Erken satan bir yatırımcı bakımından üç ayrı ihtimal düşünülebilir:

1. Manipülasyonun parçası olmak (6362 s.K. m.107/1). Kanun, "sermaye piyasası araçlarının fiyatlarına, fiyat değişimlerine, arz ve taleplerine ilişkin olarak yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla" alım satım yapanları üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin günden on bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırıyor. Bu suçun faili, fiyatı yapay olarak yükselten işlem düzeninin içinde yer alan kişidir. Yalnızca o düzenden yararlanan, yükselen fiyata kendi parasıyla girip zamanında çıkan kişi, işlemlerinin "yanıltıcı izlenim uyandırma amacı" taşıdığı ispatlanmadıkça bu maddenin faili değildir.

2. Henüz açıklanmamış bilgiyle işlem yapmak (m.106). Bilgi suistimali suçu, fiyatı etkileyebilecek ve "henüz kamuya duyurulmamış bilgilere dayalı olarak" emir veren kişiyi cezalandırır. Burada önemli bir ayrıntı var: madde yalnızca şirket yöneticilerini ve görevi gereği bilgiye erişenleri saymıyor. (d) bendi, "sahip oldukları bilginin bu fıkrada belirtilen nitelikte bulunduğunu bilen veya ispat edilmesi hâlinde bilmesi gereken kişileri" de kapsıyor. Kısacası bilgiyi bir tanıdığından, bir sohbetten ya da bir "tüyo"dan öğrenen kişi de fail olabilir. Ancak bunun için bilginin varlığı, içeriği ve kişiye hangi tarihte ulaştığı somut olarak gösterilmelidir.

3. Hiçbir suçun faili olmamak. Bu ihtimal en çok gözden kaçanıdır. Fonun içinde ne olduğunu bilmeyen ama piyasadaki kırılganlığı sezen, kâr realizasyonu yapan ya da başka bir nedenle nakde ihtiyaç duyan kişi, sonradan ortaya çıkan bir skandaldan geriye dönük olarak sorumlu tutulamaz. Ceza sorumluluğunun şahsiliği (Anayasa m.38/7) burada gerçek bir sınırdır.

Savcılığın mahkemeye sunduğu yazılarda "örgüt", "nitelikli dolandırıcılık" ve "piyasa dolandırıcılığı" ifadelerinin birlikte kullanıldığı basına yansıdı. Bu nitelendirmeler, fiyatı yapay olarak yükselttiği ileri sürülen yöneticiler ve aracı kurum çalışanları için kurulmuş bir çerçevedir. Erken satan yatırımcının bu çerçeveye girebilmesi için ya işlem düzenine katıldığının ya da o düzenden haberdar edilerek çıkışının organize edildiğinin gösterilmesi gerekir. İkinci ihtimalde dosya, manipülasyondan çok bilgi suistimaline yaklaşır.

III. "Bunu Rüyamda Gördüm": İki Ayrı Yargı, İki Ayrı İspat Ölçüsü

Bilgi suistimali dosyalarında zamanlama neredeyse her zaman güçlü bir şüphe yaratır, ama mahkûmiyet için çoğu zaman yetmez. Bunu en iyi gösteren örneklerden biri, Danıştay 13. Dairesinin 16.12.2024 tarihli kararıdır (E.2021/4996, K.2024/5479).

Olayda bir yatırımcı, son bir yıl içinde hiç işlem yapmadığı bir paydan, şirketin birleşme açıklamasını KAP'ta yayımladığı gün açıklamadan önce 300 bin adet almış, payları açıklamadan birkaç gün sonra satarak 56 bin lira kâr etmişti. Müşteri temsilcisi kendisini payın çok riskli olduğu konusunda uyarmış, hisseyi forumlarda mı gördüğünü sormuştu. Yatırımcının cevabı karar metnine de girmiştir: "Bunu rüyamda gördüm."

SPK, yatırımcı hakkında hem suç duyurusunda bulunmuş hem de iki yıllık işlem yasağı getirmişti. Ceza yargılaması beraatla sonuçlandı. Asliye ceza mahkemesi, sanığın içsel bilgiyi öğrendiğine ve bu bilgiye dayanarak işlem yaptığına dair "her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden" suçun sabit olmadığına karar verdi.

İşlem yasağına karşı açılan idari dava ise reddedildi ve Danıştay bu sonucu onadı. Daireye göre idari yargının incelediği şey, suçun "sübuta erip ermediği" değil, SPK Kanunu m.101'deki tedbiri haklı kılacak "makul şüphenin bulunup........

© Hukuki Haber