menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Okullar ‘kışla’, kalemler ‘süngü’ mü olacak? 6 Ağustos 2026

26 0
06.08.2026

“Okuldadır cümle varlık

Hiçbir türlü çekmen darlık

Okuldadır dirlik birlik

Birlik yurdun ihyasıdır” Aşık Veysel

Bugün Türkiye’de eğitim sistemimizin aklın ve bilimin ışığından giderek uzaklaşması yönünde adımlar atan siyasi iktidar mensupları, tek tipleştirici ve asimilasyoncu bir anlayışla ‘okulları kışlaya, kalemleri ise süngüye’ dönüştürme arzusu içindedir. İstanbul Valiliği’nin okullara gönderdiği ve her okulda cuma namazları için mescit açılmasını öngören genelgesi bu tehlikeli gidişatın en belirgin ifadesidir.

Açıkça söylemek gerekirse okulların birer ibadethaneye dönüştürülmesi, laik ve demokratik hukuk devletine indirilecek ağır bir darbedir. Bu karar, kamusal alanda tek bir inanç biçimini dayatırken farklı inançları, kültürleri ve yaşam tarzlarını yok sayan bir anlayışın hayata geçirilmesidir.

Oysa devletin ve siyasi iktidarların birincil görevi okullarda ibadethane yapmak değildir. Siyasi iktidarın asli görevi her bir çocuğumuza nitelikli, parasız ve kamusal bir eğitim sunmaktır.

Maarif Modeli mi, asimilasyon projesi mi?

Siyasi iktidar tarafından yıllardır adım adım örülen bu gerici kuşatmanın en tehlikeli hamlesi, 2025’te “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında karşımıza çıkarılmıştı. Müfredattan pozitif bilimleri ayıklamayı hedefleyen bu model; sorgulamayan, eleştirmeyen ve sadece biat eden nesiller yetiştirme arzusunun ürünüdür.

Laiklik; sadece bir devlet yönetimi ilkesi değildir. Laiklik, bu topraklarda farklı inançların ve yaşam tarzlarının bir arada, insanca ve eşitçe yaşayabilmesinin en önemli güvencesidir. Alevi toplumu bu gerçeği tarih boyunca ağır bedeller ödeyerek öğrenmiştir.

Zaten zorunlu din dersleri üzerinden tek bir mezhebin öğretisi tüm çocuklara dayatılırken; Ramazan ayında oruç baskısıyla sindirilmeye çalışılan, kimliğini ve inancını gizlemek zorunda kalan Alevi çocukları, şimdi de okul çatısı altında Cuma namazı ve mescit dayatmasıyla yüz yüze bırakılacaktır.

ÇEDES projeleri ve mevcut eğitim politikalarıyla derinleştirilen bu süreç, açık ve sistemli bir asimilasyon projesidir. Cemevlerini ibadethane olarak görmeyen, Alevilerin inanç mekanlarını yok sayan siyasi iktidar ne yazık ki okulları kendi mezhepçi anlayışları doğrultusunda uygulama alanına çevirmek istemektedir.

Saray rejimi laik eğitimi tasfiye etmenin adımlarını bir bir atmaktadır. Bugün milyonlarca çocuk yoksullukla, açlıkla ve nitelikli eğitime erişememekle boğuşmaktadır. MESEM projeleri adı altında çocuk işçiliği legalleştirilmekte, hak ihlalleri ve çocuk ölümleri artmaktadır. Tüm bu yıkıcı sorunlar ortada dururken iktidarın birinci önceliğinin okulları ibadet alanına dönüştürmeye çalışmasının altındaki gerçeğin çocukların refahı olmadığı bir kez daha kanıtlamaktadır.

Bu valilik genelgesi ile su yüzüne çıkan okullara mescit açılması ve tek din, tek mezhep dayatmaları sadece Alevi toplumunun sorunu değildir. Bu Alevi'si, Sünni'si, inananı ve inanmayanıyla bu ülkede laikliğe, bilime ve özgür bir geleceğe inanan tüm yurttaşların ortak sorunudur.

Okullar bu ülkenin tüm evlatlarının ortak kamusal alanıdır. Hiçbir inancın, mezhebin ya da siyasi anlayışın ipoteği altına alınamaz.

Okullar ibadethane olamaz. Okullar aklın, bilimin, vicdanın ve özgür düşüncenin yuvasıdır. Çocuklarımızın geleceğinin ve eşit yurttaşlık hakkımızın gasp edilmesine karşı........

© HalkTV