menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ressamlıktan şairliğe: Gamze Türkistanlı ile “Yankı” üzerine

25 0
22.08.2026

Bazı yolculuklar bir çocukluk anısıyla başlar, yıllar içinde kelimelere, renklere ve dizelere dönüşür. Peki, bir ressamın gözünden dünyaya bakmak, şiirin dilini nasıl değiştirir? Geçmişten bugüne taşınan duygular, bir şiir kitabında nasıl yankılanır?

Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiirine ve Türk Şairlerine Vefa yazı dizimin 6. söyleşi konuğu; şair, yazar ve ressam kimliğiyle sanatın farklı alanlarında üretimlerini sürdüren değerli Gamze TÜRKİSTANLI.

Gamze TÜRKİSTANLI ile şiir yolculuğunu, resim ve edebiyat arasındaki bağı ve ilk şiir kitabı “Yankı“nın satır aralarında saklı dünyayı konuştuk.

Merhaba Gamze Hanım, hoş geldiniz. Öncelikle bu söyleşiye vakit ayırdığınız ve edebiyat yolculuğunuzu bizimle paylaşmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.

Sizi biraz daha yakından tanımak, şiir dünyanıza ve “Yankı” kitabınızın oluşum sürecine birlikte bakmak istiyorum.

Hoş buldum Jale Hanım öncelikle bu nazik davetiniz ve değerli sayfanızda beni ve kitabımı ağırladığınız için size müteşekkirim.

Gamze Türkistanlı kimdir? Kendinizi bir şair, ressam, öğretmen ya da sanatçı kimliğinizden önce nasıl tanımlarsınız? Hayatınızda sanatın ve edebiyatın yerini nasıl tarif edersiniz?

1977 Ankara doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Bursa’da, üniversiteyi Ankara’da, Gazi Eğitim Fakültesi Resim öğretmenliği bölümünde tamamladım. Aynı üniversitenin Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji bölümüne bitki çizimleri yaptım. Yayınevleri ve ajanslarda kitaplara çizimler hazırladım. Anadolu üniversitesi Açıköğretim fakültesi Sosyal Hizmetler bölümünü okuduktan sonra ilgili yerlerde görev yaptım. Evliyim ve iki kızım var. Kendimi, öz eleştirisini yaparken yenilenmeye ve halen öğrenmeye çalışan biri olarak tanımlayabilirim. Aldığım eğitim doğrultusunda, disiplinin, dürüstlüğün ve titiz çalışmanın önemini kavramış biri olarak bundan sonraki yaşamımda da aynı çizgiyle devam etmeyi hedefliyorum. Sanat, geniş perspektifiyle kendi içinde bir disiplini olan ilişkiler bütünü bana göre. Hayatın her anında ve her karesinde sanatı görmek mümkün. Resimde de bu kural aynı, edebiyatta da… Hayatımda sanatın yeri, ruhumuza dinginlik veren ruhumuzu dinlendiren bir uyku gibi özümüzü besleyen, güçlendiren, bir keyifli yemek gibi tüm insanlar gibi olmazsa olmaz temel ihtiyacım. Bizler varoluşumuzun doğası gereği güzele, estetiğe aşık varlıklarız. Bunun da en damıtılmış halidir sanat. Sanatın her türü yaratıcılığa açılan farklı farklı kapılar. Hatta işin içine okuyucularımızı da kattığımızda bir büyük labirentin (anlam arayışının) son kapısı, bir koca yapbozun görülmemiş son parçaları da tamamlanmış oluyor. Çünkü okuyucu benim şiirimi okuduğunda benim dahi göremediğim tamamen kendinden, yaşanmışlıklarından bir parça buluyor. Aslında şiiri okurken kendi duygularıyla o şiiri tekrar yazıyor. İşte o anda şiir benim şiirim değil; okuyucularımızla birlikte yazdığımız bizim şiirimiz oluyor. Bu öyle büyük bir yaratıcılık ki işin sonunda şiir şairi geçiyor ve ölümlü doğamızda bizi ölümsüzlüğe ulaştırıyor. Ölümsüzlüğü arayan Gılgamış’ın mücadelesi gibidir bizim için sanat.

Resim eğitiminiz ve görsel sanatlarla olan ilişkiniz şiirinize nasıl yansıyor? Renklerin, imgelerin ve görsel çağrışımların dizelerinizde özel bir karşılığı olduğunu düşünüyor musunuz?

Resimde renkleri çok az kullanıyor olmam beni biraz daha siyah beyaz çalışmalara yönlendirdi. Özellikle karakalem çalışmalarına…Nostalji olarak nitelendirdiğimiz anılara, geçmişe ve çocukluğa… Dolayısıyla şiirlerimin ve öykülerimin ana teması, çocukluğuma duyduğum özlemim ve hatıraların bende bıraktığı izler oluyor. Yıllarca yaptığım gözlemler doğrultusunda yaşamdaki ince detayları fark edince resim sanatında portrelere yönelirken, edebiyatta demlenmeye bıraktığım yazılarım öne çıkmaya başladı. Şiirlerimi okuyanların, gözünde bir fotoğrafın ya da bir anının canlanıyor olması hedefime biraz daha yaklaştığımı hissettiriyor. Bu da beni sevindiriyor açıkçası. Ama yolum daha çok ve uzun…

Şiirle ilişkinizin ilk başladığı döneme gidelim. Yazmaya sizi yönelten ilk duygu, olay veya kırılma neydi? Bugünkü Gamze Türkistanlı’nın şair kimliğinin temelleri nasıl atıldı?

Ankara’dan Bursa’ya taşındığımız yıllarda, odanın bir köşesinde duran, içinde ne olduğunu bilmediğim kutular vardı ve bir de yaramazlığım. İlkokul ikinci sınıftayken onları açmaya karar verdim ve kendine has kokusuyla sarı yapraklı kitaplarla karşılaştım. O yıllarda anlamını bilemediğim ve üzerinde “antoloji” yazan bir kitabı aldım. Dörtlükler, itafen ayrılan bölümler, kafiyeli kelimeler dikkatimi çekti ve sesli okuduğumda ise çok hoşuma gitmişti. O günden sonra hayatımda bu, bir dönüm noktası oldu ve şiirle tanıştım. En azından tek çocuk olarak büyümeye çalıştığım evde bir arkadaşım vardı artık. Resimde eskiz neyse yazılarımda da o oldu.Yani yıllarca yazdım, beğenmedim, sonra tekrar denedim ama yazmayı hiç bırakmadım.Yazdığım herşeyi özel bir defterde muhafaza ediyordum, hazineymiş gibi. Önceleri bir ya da iki sayfa yazarken şiirlerim gitgide kısaldı. Zamanla dinlenmeye ve tekrar değerlendirmeye aldım. Hâlâ da kolay kolay beğenmiyor ince eleyip sık dokuyorum. Yani iyi ki o kutuyu açmışım:)

“Yankı”, sizin edebiyat dünyasındaki ilk şiir kitabınız. Kitabın adı oldukça anlamlı. “Yankı” sizin için ne ifade ediyor? Bu ismin kitabın bütününe nasıl bir anlam kattığını düşünüyorsunuz?

Üniversite yıllarında, bir gün bir şiir kitabı çıkarırsam adı “Akis” olsun diye düşünmüştüm. Yıllarca biriken ve özenle sakladığım şiirlerimi yayınlama kararı aldığımda Akis ile aynı anlamda olan Yankı’ya karar verdim. Okuyucuya bir iz bırakabilme ümidiyle, okuyucuyu bir yerlerden yakalayacağı duygusu bu isme karar vermemi sağladı.Umarım başarılı olmuşumdur. Kitabımın arka sayfasındaki yazıyla örnek verecek olursam, yankı, “Zillere basıp kaçtığın çocukluğun olur, bazen de ayna karşısında küçülen elbiselerin…Bazen bir yara, ya da merhem” Yankı farklı duygu........

© Haberton