NEREDE BENİM 100 MİLYON İNSANIM?
Bir Milletin Çalınan Geleceği Üzerine Derin Bir Analiz
Çanakkale'de 250 bin evladını toprağa veren, Kurtuluş Savaşı'ndan yeni çıkmış bir milletin 1927'deki nüfusu yalnızca 13.6 milyon idi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında nüfusun yaklaşık yüzde 75-80'i köylerde yaşıyor, Anadolu'nun dört bir yanında çiftçi aileler toprağı işliyordu. Bugün geldiğimiz noktada nüfus 86 milyona ulaşmış, şehirlerde yaşayanların oranı yüzde 90'ı geçmiştir. Bu, ilk bakışta başarı gibi görünen bir dönüşüm hikâyesidir. Fakat işin perde arkası, bu milletin geleceğine dair karanlık bir senaryoyu gözler önüne sermektedir.Senaryo da;Birinci Perde: Traktörler ve Köylerin Boşaltılması
Cumhuriyet sonrası Türkiye'de nüfus kısa sürede katlanmış, fakat nüfusun büyük çoğunluğu köylerde yaşamaya devam etmekteydi. İşte tam bu noktada, Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'ye verdiği Marshall yardımları devreye girdi. 1948'de Türkiye'de yalnızca 1.700 traktör varken, 1960'a gelindiğinde bu sayı 40 bini aşmıştı. Resmî söylem "modernleşme" ve "kalkınma" idi. Fakat gerçekte ne mi oldu?
Traktörler, köylerde insan gücüne olan ihtiyacı azalttı. Bir traktörün tarlada 10 kişinin işini gördüğü hesaplanıyordu. Bu hesap, milyonlarca insanı topraktan koparmak ve şehirlere sürmek için mükemmel bir mekanizmaydı. Kimi akademisyenler bu süreci "sanayileşme olmadan şehirleşme" olarak tanımlamaktadır. Yani insanlar köylerinden edildi, fakat şehirlerde onları bekleyen sanayi yatırımları yoktu. Bu, planlı bir kırsal nüfus imhası ve bağımlı bir kentli işçi sınıfı yaratma projesiydi.
DP hükümeti, "her mahallede bir milyoner yaratma" sloganıyla köylüleri şehirlere yönlendirdi. 1950-1960 arasında şehirlere akın eden bu insanlar, sanayi henüz gelişmediği için kapitalist ekonominin ihtiyaç duyduğu ucuz iş gücünü oluşturdu. Ülke, hem ekonomik hem teknolojik hem de kültürel olarak dışa bağımlı hâle getirildi. Şehirler büyütüldü, köyler küçültüldü, hatta yok edildi.
İkinci Perde: Nüfus Planlaması ve Kayıp 100 Milyon
Marshall yardımları ile kırsaldaki nüfus baskısı azaltıldıktan sonra, sıra ikinci hedefe geldi: Nüfusun kontrol altına alınması.
1952 yılında John D. Rockefeller III tarafından Population Council (Nüfus Konseyi) kuruldu. Gerekçe çok asil: "Dünya çok kalabalık olacak, kaynaklar yetmeyecek." Bu hassasiyet nedense İsveç, Norveç veya İsviçre için değil, tam olarak Türkiye, Hindistan, Pakistan, Mısır ve Nijerya gibi ülkeler için gösterildi.
1963 yılında Türkiye'de Aile Planlaması Derneği kuruldu. O yıllarda kadın başına doğurganlık oranı yaklaşık 5.6 çocuk seviyesindeydi. 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, doğum kontrol yöntemlerini yasallaştıran nüfus planlaması yasasını kabul etti. Bu yasa, dar bir farkla geçmiş ve toplumda büyük........
