menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ÖLÇÜ KAÇINCA

14 0
07.09.2026

Derler ki: İslam'ın beş şartı vardır

Altıncısı olsaydı, haddini bilmek olurdu.

Bir terazi düşünelim. Hassas, ince ayarlı, en küçük ağırlıkta bile ibresi oynayan bir terazi. Bir toplumu ayakta tutan da böyle bir şey görünmez ama muhkem bir ölçü. Neyin nerede söyleneceğini, sözün nereye kadar varabileceğini, haddin nerede başlayıp bittiğini o ölçü tayin eder. Biz ona irfan deriz, edep deriz, haya deriz.

Ölçü bir kere kaçınca, eğri doğruya karışır. Hadsizlik, cesaret kılığına bürünür. Eline mikrofon alan, kendi görünürlüğünü milletin mukaddesatı üzerinden aramaya başlar.

2024 yazında bir ödül gecesinde şu sözler söylendi: "Bu nasıl secdeye eğilmek, nasıl amin demek, bu nasıl Allah, nasıl Peygamber." Bu sözler tesadüfen kaydırılmış bir dil değildi bir milletin en mahrem yönelişini, alnını koyduğu secdeyi, avucunu açtığı duayı, sahne replikleri arasında bir malzemeye indirgeme cüretiydi.

Bu tarz sözler, sıradan bir edepsizlik değildir aslında itikadi bir ağırlık taşır.

Kur'an, Tebük seferi dönüşünde Allah'ı, ayetlerini ve Peygamberini alaya alan bir topluluk için şöyle buyurur:

"De ki: Allah ile, O'nun ayetleriyle ve Resulüyle mi alay ediyordunuz? Boşuna özür dilemeyin, iman ettikten sonra inkâr ettiniz." (Tevbe, 9/65-66)

Bu ayet, kutsalla alay etmenin sıradan bir günah kategorisinde değil, imanın kendisini ilgilendiren bir mesele olduğunu gösteriyor. Fıkıhta bir ilke vardır: hüküm zahire göre verilir, sarairi “kalplerin gizlediğini “yalnızcaAllah bilir. Yani söylenmiş bir söz, söylendiği hâliyle bir hükme konu olabilir; ama o hükmü kimin, ne zaman, nasıl vereceği başka bir meseledir. Bu, ehil olanın, usulüyle, tövbe kapısını da açık bırakarak vereceği bir karardır bizim, bir sohbet ya da bir yazı arasında birine infaz gibi bir hüküm biçmemiz değil.

Sahi, bu cüret nereden geliyor?

Belki de şuradan: fikir üretemeyen, emeğiyle kalıcı bir iz bırakamayan bir zihniyet, görünür kalmanın en kestirme yolunu, milletin en hassas sinir uçlarına basmakta buluyor. Mukaddesata dokunmak, bir "aykırılık" zannediliyor; oysa bu, sadece ölçüsüzlüğün en yüksek sesle bağırdığı hâli.

İz bırakamayanın peşinde koştuğu şey, çoğu zaman başka türlü bir iz oluyor kalıcı değil, ama gürültülü.

Aradan iki yıl geçti. Şimdi aynı isim, bambaşka bir gerekçeyle yeniden........

© Habername