menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çaşıt

26 0
17.03.2026

Dünya, ABD-İsrail ile İran arasındaki asimetrik savaşa kilitlenmiş durumda. Varoluştan günümüze Türk’ün vicdanı hep mazlumdan yana olmuştur. Milliyeti, dini, mezhebi, meşrebi ikinci sırada kalmıştır, hatta ihaneti tescilliler için bile…

İran da masum sayılmaz diyenler olacaktır. Özellikle geçmişte PKK’ya, Ermenilere ve Rumlara bakışı hafızalardadır. Lakin gün, o gün değil. Meseleye sadece duygusal akılla değil, jeo-politik usla bakılmalıdır. İran hem Müslüman hem de dünyada en fazla Türk’ün yaşadığı üçüncü büyük ülkedir. Görünürde ABD, fiiliyatta İsrail komşumuz olsun ister miyiz? Her ne kadar ABD, Irak’ın Kuzeyindeki aparatları ve yine gerek Irak gerekse Suriye devletlerindeki paydaşlarıyla dolaylı komşumuz olsa da…

Türkiye’yi bu savaşa bulaştırma gayretleri var ama tarihin kadim devletlerinden Türkiye’de devlet aklı doğrusunu seçecektir.  Biz iç birliğimize bakalım, gerisi teferruattır. İsrail bütün bölgeyi tasarlamak isterken, ilgili ülkelerdeki çaşıtlarına (casuslarına) sürekli selam gönderdi. Özellikle bölgedeki Kürtler olmak üzere şimdiye kadar bu ayıba gönüllü çıkmadı, kutlamak gerekir.

Sahi bu nasıl bir iş? Birisi size, “ülkeni sat, kucağıma otur” diyecek ve siz de “kabul” edeceksiniz.  Sadece aşağıdaki örneği irdelemek bile yeterlidir sanırım.

TBMM’de yıllarca vekillik yapan DEM Partili Sezai Temelli bir toplantıda nutuk atarken, “…bugün Türkiye’nin en bereketli toprakları (Mezopotamya) burası. Burası vadedilmiş topraklar (arz-ı mevud)! Musa bütün ömrünü bu topraklara adayarak geçirdi. Türkler geldiler bu toprakları da kuruttular…” diyen, yetmezmiş gibi sözleri partililerince alkışlanan birisinden, bu manada mesela ne istense “hayır” der. Arz-ı Mevud zaten İsrail’in tezi iken, o tezi cüretkârca destekleyen birisi hangi teklifi geri çevirir?

ABD, İran’a “kayıtsız şartsız teslim ol” diyor. Şimdiye kadar çocuk, kadın, yaşlı, sakat demeden birçok bölge ve ülkede ölüm kusan ABD destekli İsrail’e teslimiyetin; namussuzluk ve haysiyetsizlik olduğunu gören ve direnen bir İran var… Muhataplarınca kabul ihtimali sıfıra yakın olsa da İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ABD’nin dayatmasına cevaben 3 şart sundu.

Bir: İran'ın haklarının tartışmasız kabul edilmesi,

İki: İran'a tazminat ödenmesi,

Üç: Saldırganlıkların tekrarlanmaması için kesin bir uluslararası yükümlülük altına girilmesi…

Ateş çemberinin ya göbeğinde ya da sürekli kıyısında olan ülkemiz, Allah’a şükür en zor zamanlarda bile ayakta kalabilmiştir. Alem bilir ki Türk birliğini korudukça, tarih zalim mezarlıklarıyla dolmuştur.

Özellikle savaşın eksilmediği İran-Irak-Suriye sınırlarımıza yakın bölgelerde çaşıtlık yapabilecekler yumuşak karnımızdır. Türkiye’de çok sayıda vasıfsız-vasıflı, kayıtlı-kayıtsız kalıcı yabancı var. Meralarımızı, dağlarımızı, vadilerimizi, mağaralarımızı, sokaklarımızı bizlerden daha iyi tanıyan, en ücra noktalarda aylarca dolaşan insan varlığı bir risktir. Rabbim ihanete/çaşıtlığa yelken açabilecek iç/dış unsurlara fırsat vermesin…

Savaşın tehdit ettiği bir diğer konu da tarımdır. Her canlının birincil ihtiyacı olan tarım (gıda) nedense fazla gündemde değil. Tarımın temel girdileri ne? Mazot, gübre, tohum, su, elektrik, finans, teknoloji, işçilik, v.d… Bunlardan ilk iki; mazot ve gübre (doğalgaz) savaştan %100, diğerleri ise daha az etkilenmektedir. Bu da fiyat artışı olarak sofralarda yerini alacaktır. Yani “Bana ne savaştan” diyenlere duyurulur. Hükümetin destekleme politikalarını güncellemesi ve spekülasyonu engellemesi gerekecektir.

Es-selam olsun, ves-selam olsun, has-kelam olsun, “bu kan o kandır” düsturuyla vatana sarılacaklara.


© Habererk