Vefa bir semt adı değil, bir davanın namusudur!
Sermayenin Değil, Sadakatin ve Karakterin Kazanacağı Günler Yeniden Başlayacaktır
Hayatım boyunca Türk milliyetçiliği davası için hiçbir karşılık beklemeden, bir an bile tereddüt etmeden elimizi taşın altına koyduk. Kurulan sofralara değil, çekilen çilelere talip olduk. Alkışlanan kürsülerde değil, unutulan koridorlarda mücadele ettik. Çünkü biz makamın değil, davanın adamı olmayı öğrendik.
Bizim neslimiz, tabelası olmayan bürolarda sabahlayan, cebindeki son parayla afiş bastıran, ailesinden ve hayatından feragat ederek bir fikrin yaşaması için mücadele eden bir nesildi. O günlerde ne ihale vardı ne maaş vardı ne de konfor… Sadece inanç vardı. Sadece sadakat vardı. Sadece vefa vardı.
Bugün dönüp baktığımızda vicdanımız müsterihtir. Çünkü biz davayı basamak yapmadık, davaya omuz verdik.
Ancak acı olan gerçek şudur ki; tırnaklarımızla kazıyarak bir noktaya getirdiğimiz yapıların içerisine, o çileli günlerde ortada görünmeyen, mücadelemizin hiçbir safhasında yer almayan, sadece gücün kokusunu aldıktan sonra ortaya çıkan bazı “paralı figürlerin” tepeden inme şekilde makam sahibi yapılması, sadece şahsımızı değil, bu davaya gönül vermiş binlerce samimi insanı derinden yaralamıştır.
Bu durum sadece bir görevlendirme meselesi değildir. Bu durum bir zihniyet meselesidir.
Çünkü fikir işçisinin alın teri, sermayenin konforuna kurban edilmiştir.
Bu ülkede nice insanlar vardır ki; gençliğini, ömrünü, geleceğini bu davaya adamış, karşılığında hiçbir şey talep etmemiştir. Ama aynı insanlar, hayatının hiçbir döneminde bu davanın yükünü taşımamış, sadece maddi gücüyle varlık göstermiş kişilerin bir anda en üst makamlara getirildiğine şahit olmuştur.
Bu sadece bir haksızlık değildir. Bu, sadakatin cezalandırılması, paranın ödüllendirilmesidir.
Bu yüzden birçok samimi insan sessizce köşesine çekilmiştir. Kırılmıştır, ama küsmemiştir. Susmuştur, ama unutmamıştır. Çünkü onlar dava adamıdır. Makam adamı değil.
Sessiz kalmayı erdem bildik. Çünkü dava, şahıslardan büyüktü.
Ancak bugün ülkemizin içinde bulunduğu şartlar, kenarda durmayı, susmayı, izlemeyi artık mümkün kılmamaktadır.
Türkiye, sadece siyasi bir mücadele vermemektedir. Türkiye aynı zamanda bir karakter mücadelesi vermektedir. Sadakat ile fırsatçılık, liyakat ile sermaye, vefa ile menfaat arasındaki mücadeledir bu.
İşte bu yüzden; inandığımız değerleri örseletmeden, emeğin paradan, karakterin makamdan üstün tutulduğu bir anlayışla yeniden siyaset sahnesine dönüyoruz.
Bu dönüş, bir makam arayışı değildir.
Bu dönüş, bir hesaplaşma da değildir.
Bu dönüş, bir sorumluluk dönüşüdür.
Çünkü biz biliyoruz ki; bir davayı ayakta tutan şey para değildir. Bir davayı ayakta tutan şey, o davaya inanan insanların karakteridir.
Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.
Nice hareketler vardır ki; en güçlü dönemlerinde içine sızan menfaat odakları yüzünden çürümüş ve dağılmıştır. Nice hareketler de vardır ki; yokluk içinde ama sadakatle ayakta kalmış ve sonunda zafere ulaşmıştır.
Çünkü dava, parayla büyümez. Dava, sadakatle büyür.
Bugün bizim için önemli olan hangi çatı altında olacağımız değildir. Önemli olan hangi ilkelerle yürüyeceğimizdir.
Bizim yolumuzu belirleyen üç temel ilke vardır:
Çünkü liyakat yoksa adalet yoktur.
Vefa yoksa ahlak yoktur.
Mücadele yoksa gelecek yoktur.
Artık biliyoruz ki; kaldığımız yerden değil, dersimizi almış olarak yeniden başlıyoruz.
Daha tecrübeli, daha kararlı, daha net.
Bu dönüş; bir başlangıçtır. Ama bu kez daha bilinçli bir başlangıçtır.
Biz makamın değil, mücadelenin peşindeyiz.
Biz sermayenin değil, sadakatin yanındayız.
Biz gücün değil, haklı olanın safındayız.
Ve bir kez daha, aynı inançla, aynı kararlılıkla söylüyoruz:
Vefa bir semt adı değildir.
Vefa, bir davanın namusudur.
Ve bu namusu, dün olduğu gibi bugün de, yarın da korumaya devam edeceğiz.
Sermayeye değil, sevdaya biat edenlerle; yeniden, en baştan.
