Şuşa ruhuna hibrit kuşatma
Azerbaycan’da son günlerde garip şeyler oluyor:
Başörtülü öğrenciler tıpkı 28 Şubat sürecinde yaşadığımız drama benzer gerekçelerle derse alınmıyor. Derstekiler dışarı çıkartılıyor.
Başörtüsü yasağını savunan bir meclis üyesi, durumu izaha çalışırken şaklabanlık yapıyor: “Bir judocu havuzda kimono ile yüzemediği gibi başörtüsüyle de eğitim olmaz.”
İlham Aliyev’in başkanlığını yaptığı Azerbaycan iktidar partisi YAP, başörtüsü yasağına tepki gösteren Türklere karşı neredeyse bayrak açmış durumda: “Dostluk bağlarını göz önünde bulundurarak bugüne kadar bu tür durumlara karşı itidal sergiledik. İslâm dünyasında hiçbir devletin diğer Müslüman halklara kendi iradesini dayatma, onların içişlerine karışma veya kendini diğerlerinden üstün görme hakkı yoktur (…) Azerbaycan da tıpkı Türkiye gibi laik bir anayasaya sahiptir. Bu nedenle Azerbaycan’ın laik devlet yapısının ve eğitim politikasının siyasî manipülasyon malzemesine dönüştürülmesi kabul edilemez; bla bla bla…”
Bakü yönetiminin bu akıl almaz uygulamasına CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bile isyan ediyor:
“Kadınların başı açık, başı kapalı diye ayrılması doğru değil. Türkiye burada çok ağır bir sınavdan geçtik. Bu acının bitmesi lâzım…”
Sosyal medyada, “Arab ve Fars ideologyasına yox deyirik!” pankartları filan…
Bu konuda söylenecek hiçbir şey yok çünkü daha fazlasını yaşamış ve yıllarca bireysel hak ve özgürlükler, eğitim eşitliği, adalet vb gibi kavramları atomlarına kadar tartışmış bir milletiz.
Ben bugün başka bir perspektiften –sakın bu konunun önemsiz olduğu anlamına gelmesin- meseleye bakmak istiyorum:
Türkiye-Azerbaycan hattındaki stratejik ortaklık ve “tek millet, iki devlet” omurgası, Güney Kafkasya’nın sınırlarını aşarak doğrudan Hazar havzası, Orta Asya ve küresel enerji-ticaret koridorlarının kilidi haline gelmiştir. Türkiye’nin büyük desteğiyle elde edilen Karabağ zaferi ve ardından imzalanan Şuşa Beyannamesi ile bu ittifakın kurumsal bir askerî ve siyasî güvenceye kavuşması, bölgede asırlık denklemleri olan aktörleri doğrudan rahatsız eden bir jeopolitik tablo ortaya çıkarmıştır.
Bu aktörlerin rollerine ve bugün yaşadığımız olaylara ilişkin etkilerine kısaca bakalım:
Rusya (tarihsel arka bahçe ve varlık refleksi): Moskova, Güney Kafkasya’yı geleneksel etki alanı olarak görmeye devam ediyor. Türkiye’nin Azerbaycan üzerinden Kafkasya’da doğrudan oyun kurucu bir aktör olarak tahkim........
