Dijital Ahlâk: Şahsiyetin Ekrandaki Hâli
Dijital dünya çoğu zaman teknik tarafıyla konuşuluyor. Hangi uygulama daha kullanışlı, hangi platform daha yaygın, hangi cihaz daha hızlı, hangi yenilik hayatı biraz daha kolaylaştırıyor?.. Gündem genellikle bunlar. Oysa meselenin bir de ahlâki boyutu var; üstelik bu, doğrudan insanın şahsiyetiyle ilgili.
Dijital hayat bu görünmeyen tarafı daha çok açığa çıkarıyor artık. O mecrada da bir irade ve bir eylem ortaya koyuyoruz. Neyi seçtiğimiz, neye kızdığımız, neye tavır koyduğumuz, neyi önemseyip görmezden geldiğimiz… Bunların hepsi ahlâkımızdan bir iz taşıyor.
AHLÂKIN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ
Ahlâk; kişinin kendisiyle, diğer insanlarla, varlıkla ve Rabbiyle kurduğu ilişkide nasıl davranması, hangi davranışlardan uzak durması gerektiğini gösteren değerler bütünüdür. Bir anlamda, insanın tekrar eden tercihleriyle ortaya çıkan şahsiyet kıvamı da diyebiliriz.
Ahlâk kelimesinin kökü, meseleyi anlamak için iyi bir başlangıç noktası. Arapçada ḫuluḳ; seciye ve huy anlamlarında iyi ve kötü huyları, fazilet ve reziletleri ifade etmek üzere kullanılır. Sözlüklerde insanın dış görünüşü için ḫalḳ, iç yapısı ve şahsiyeti için ḫuluḳ denir; yani bir görünen tarafımız var, bir de görünmeyen yanımız. Asıl karakter de çoğu zaman tutum ve davranışlarda kendini belli eder.
Edep de burada devreye girer. “Küpün içinde ne varsa dışına o sızar” denir; ekran da insanın şahsiyetini bir şekilde dışarıya yansıtır. Edep, ahlâki erdemlerin gündelik hayatta nasıl bir tavra dönüşeceğini gösterir; zarafet ve letafet ise o tavra incelik katar. Bunu ekranda daha kolay fark ediyoruz. İnsan son derece nazik cümleler kurabilir; fakat içinde öfke, gösteriş, kıyas ya da üstün gelme arzusu büyüyorsa, o nezaket henüz derine inmemiştir. Güzel ahlâk yerleştiğinde ise ekrandaki tavır da değişir. Konuşurken başka, yazarken başka biri olamayız. Dilimiz de bakışımız da ölçümüz de bizimle gelir. Ekran bunları askıya aldığımız ayrı bir alan değildir.
İslam düşüncesinde ahlâk, insanın içine yerleşen ve zamanla davranışlarına kendiliğinden yansıyan bir hâl olarak ele alınır. Sabır her defasında büyük bir zorlamayla ortaya çıkıyorsa kişi hâlâ kendini terbiye ediyordur. Merhamet, tevazu, vakar ve edep için de durum aynıdır. Bunlar zamanla yerleşir, sonra davranışın tabii bir parçası hâline gelir.
Ekran şahsiyetimizin kodlarını yansıtan bir ayna gibidir; bazen ne olduğumuzu, ne söylediğimizden daha açık gösterir. Hangi görüntünün önünde uzun süre kaldığımız, neye öfkelendiğimiz ya da neyi çoğalttığımız… Hepsi şahsiyetimize dair bir şeyler söyler. Bir yorum dilimizi ele verir, bir paylaşım doğruluk hassasiyetimizi. Bazen bir bakış hayâ sınırımızı gösterir, bazen de susmak, fitneyi büyütmemeyi seçtiğimizi.
İNSANI DENGEDE TUTAN ERDEMLER
Üç önemli kuvvete sahiptir insan: kuvve-i akliye, kuvve-i gadabiye, kuvve-i şeheviye.
Akıl, gazap ve şehvet kuvvetlerini iradesiyle yerli yerinde tutabilen insanın önünde hikmet, şecaat, iffet ve adalet yolu açılır. Eşref-i mahlûkat olmanın gerektirdiği sorumluluk da burada başlar.
Akıl insana düşünme, ayırt etme, seçme ve hüküm verme imkânı sağlar; fakat aklın da bir ölçüye ihtiyacı vardır. Kurnazlığa savrulmadan, ahmaklığa düşmeden yerinde kullanıldığında hikmete yaklaşır.
Akıl bilgiyle beslenir. Hakikat bilgisinin ilk kaynağı ise vahiydir. İnsan aklı vahyin rehberliğinde yürüdükçe hayatına da istikamet kazandırabilir.
Gazap kuvveti; öfke, cesaret, özgüven, sabır........
