İran sokakta, Batı hesapta, mazlum arada
İran’da sokaklar yanıyor. Ama asıl yanan; ambargolarla yoksullaştırılmış bir halkın umudu, adalet arayışı ve ümmetin ortak vicdanıdır. Bu yangına ne Batı’nın kibriyle bakılır ne de zulmü görmezden gelen bir körlükle…
Değerli Kardeşlerim,
İran bugün yanıyor…
Ama yanan sadece sokaklar değil; umutlar, sabırlar, alın teri ve yılların biriktirdiği sessiz feryatlardır.
Ekranlara bakıyoruz: Gençler sokakta… Esnaf kepenk kapatmış… Anneler endişeli… Devlet sert… Batı ise her zamanki gibi tribünde, hesap peşinde.
Bu manzara bize yabancı mı?
Tabi ki hayır.
İran’da tezgahlanan oyunun aynısını bizler 2013 yılında Gezi Kalkışmasında görmüştük.
Önce “bir park” dediler. Sonra “özgürlük” dediler. Ardından “iktidar gitsin”e bağladılar. Ve iş, Türkiye’yi hizaya sokma kampanyasına dönüştü.
Bugün İran’da da benzer bir yol izleniyor:
Önce ekmek dediler…
Sonra hayat pahalı dediler…
Sonra iş, sistem değişsin noktasına geldi…
Peki soralım vicdanla:
Bu halk haksız mı?
Değil.
Adam pazara çıkıyor, et alamıyor. Genç üniversite bitiriyor, iş yok. Para pul olmuş, riyal erimiş. Evlenmek hayal, yaşamak lüks olmuş.
Buna kim dayanır?
Tam bu noktada sahneye yine tanıdık bir ses çıkıyor:
Trump…
“İran’la ticaret yapan ülkeye yüzde yirmi beş ek vergi koyarım!”
Bu nedir?
Adalet mi? Özgürlük mü? İnsan hakları mı?
Elbette ki hayır.
Bu düpedüz şantajdır.
Bu ekonomik kuşatmadır.
Bu, bir milleti diz çöktürme hesabıdır.
İran kırk yıldır ambargoyla yaşıyor. Bankaları kilitli, parası değersiz, ticareti boğulmuş, nefesi daralmış.
Sonra dönüp soruyorlar:
“Niye fakirsiniz?”
“Niye sokaklara çıktınız?”
El İnsaf…
Ama bir hakkı da teslim edelim:
İran yönetimi de masum değil.
Siyaset kapalı. Gençlerin sesi yok. Basın suskun. Eleştiri riskli.
Ekonomide şeffaflık yok.........
