Bir taşın ağırlığı, Bir milletin duruşu
Kudüs’ün bir yazıtı üzerinden sadece tarih değil; vicdan, siyaset ve devlet ciddiyeti de tartıldı.
Kudüs’ten İstanbul’a uzanan bir devlet aklı hikâyesi
Değerli Kardeşlerim,
Bazı haberler vardır; gazetelerin alt sütunlarında küçücük yer kaplar ama milletlerin hafızasında koca bir sayfa açar.
Geçtiğimiz aylarda İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, yıllar önce Türkiye’den, rahmetli Mesut Yılmaz’dan Kudüs’e ait tarihî bir yazıtı istediğini söylemesi işte böyle bir haberdi.
Bir cümle…
Bir talep…
Bir taş…
Ama aslında tartılan bir taş değildi.
Tartılan, bir milletin vicdanıydı.
Ölçülen, bir devletin aklıydı.
İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan Siloam –ya da bilinen adıyla Şiloah– Yazıtı…
Kimi için soğuk bir kaya parçası,
kimi için müze vitrininde duran eski bir eşya…
Oysa hakikatte o yazıt, Kudüs’ün kime ait olduğu kavgasında taştan bir tapu, tarihten koparılıp siyasetin masasına sürülmek istenen güçlü bir semboldür.
Osmanlı bu taşı hukuka uygun biçimde İstanbul’a getirmişti. Ne yağma vardı işin içinde ne kaçakçılık. Cumhuriyet de bu emaneti devralmış, saklamış, korumuştu.
Ama mesele hiçbir zaman sadece hukuk olmadı.
Mesele şuydu:
Bu taş giderse, arkasından hangisi gidecek?
Bir taş…
Sonra bir duvar…
Sonra bir kapı…
Sonra bir mabet…
Sonra bir şehir…
Tarih, “bir şey olmaz” denilen tavizlerin nasıl milletlerin kapısına felaket olarak döndüğünün sessiz mezarlığıdır.
Netanyahu’nun anlattığına göre rahmetli Mesut Yılmaz bu talebe “hayır” demişti.
Ama bu, günlük siyasetin hayırı değildi.
Bu, devletin hafızasından süzülmüş bir itirazdı.
Üstelik o itirazın arkasında sadece bir başbakanın iradesi yoktu; milyonların yüreğinde yaşayan bir Kudüs hassasiyeti vardı.
Ve işin en dikkat çekici tarafı şuydu:
O gün İstanbul’un belediye........
