Hayat hızla akarken
“Çocuktum ufacıktım, top oynadım acıktım”. Ben çocukken zaman bir çocuğun koşması kadar hızlı akardı. Sonra hayatımıza otomobiller, uçaklar girdi, olimpiyatlar girdi, hayat hızlanmıştı ve biz hayatın ritmini yakalamak için teknolojiye ihtiyacımız olduğunu fark ettik. O teknolojiyi üretmek, sahip olmak için daha çok çalışmamız, koşmamız gerekiyordu. Hayat nefes nefese bir koşuya dönüşmüştü. Herkes birbiri ile yarışmaya başlamıştı. Makine hep önde idi ve onun arkasında bıraktığı egzoz gazı ve toz bulutu, o homurtunun aslında hayatımızı mahvettiğini biraz geç anladık.
Ama yine de ayakta kalmak için ve yarışta geride kalmamak için o teknolojiye sahip olmamız gerekiyordu. Teknoloji bağımlısı olduk. Öne geçenler geride kalanları ezmeye, sömürmeye başladılar. Öne geçenler, geride kalanlara köle muamelesi yapıyordu. Yeni dünyanın hâkimi onlar oldular.
Bugüne geldiğimizde artık ses hızını aşan uçakların, ışık hızı ile hedefini vuran Lazer silahlarının olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Bilgisayar çıktı, mertlik bozuldu. Bilgiye sahip olanlar icabında her şeye sahip olabiliyorlardı. Devletlerden daha zengin şirketler ortaya çıktı. BigData merkezleri önce dünyanın bilgisine sahip oldu, sonra tüm bilgisayarda üretilen bilgilere erişme imkanını ele geçirdi, derken Nesneler arası iletişimle, sıra beyin okumaya, beyni ele geçirmeye, beyne data yüklemeye kadar geldi. Nesneler arası iletişim insanı da nesneleştirildi. Beynimiz ele geçirilmişti. Teknolojinin insanı dönüştürmesine gelmişti sıra. Trans Humanizm, Human 2 projesi bunun için gündeme geldi. Önce biyolojik insanın, din, ahlak, gelenek, gelecek tasavvuru, tarih bilincinden soyutlanması gerekiyordu. Onun kalabalıklar içinde yalnızlaştırılması gerekiyordu. KİŞİ, ŞAHIS, FERT ve AİLE kavramının içi boşaltıldı. Hatta Biyolojik cinsiyetten soyutlanarak akrabalık bağları da kopartıldıktan sonra GENDER diye tanımlanan GENOM’lara dönüştürüldüler.
Zamanın akışı daha da hızlanmıştı. Zaman hızlanırken ömür kısalıyordu aslında. Zaten birileri bu kadar büyük bir kalabalığa gerek olmadığını düşünmeye başlamıştı. İnsanın yerini Avatarlar, Humanoid’ler alabilirdi. İnsan üretim çiftliklerinde ihtiyaç kadar insan daha da güçlü özellikler implant edilerek üretilebilirdi. Hatta onların ölümsüzleştirilerek zamana kariı direnç kazanmaları sağlanabilirdi.
Bizim KADEM’ciler İstanbul sözleşmesinin bu yönde atılan ileri doğru bir adım, bir kırılma noktası olduğunun farkına vardılar mı bugün bilmiyorum. Bunu söyleyen kişi hakkında açılan ceza davası bitse de hukuk davası devam ediyor, o da bugünlerde biter umarım.
Dijital........
