menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İRAN TÜRKİYE’YE KARŞI RAHAT DURMUYOR!

344 0
31.07.2026

TÜRKÇE’NİN SESİ NEDEN BU KADAR RAHATSIZ EDİYOR?

ORTADOĞU’DA YENİDEN KURULAN DENGELER

Ortadoğu’da taşlar yeniden yerinden oynuyor.

İran’ın yıllardır bölgede oluşturduğu nüfuz alanı; Irak’tan Suriye’ye, Lübnan’dan Yemen’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada kendisini hissettiriyor. Özellikle Irak siyasetinde İran’a yakın Şii grupların ve silahlı yapıların etkisi, Bağdat’ın dış politika tercihlerini zaman zaman zorlaştırıyor.

Ancak Türkiye’nin karşısında artık eski Türkiye yok.

Türkiye, bölgesindeki gelişmeleri seyreden değil; gerektiğinde masaya ağırlığını koyan, kendi güvenliğini ve ekonomik çıkarlarını koruyan köklü bir devlettir.

IRAK’IN ANKARA’YA GELİŞİ TESADÜF DEĞİL

Irak Başbakanı’nın Ankara ziyareti ve iki ülke arasında güvenlik, enerji, ticaret, ulaştırma ve su gibi başlıklarda yapılan anlaşmalar son derece önemlidir.

Çünkü mesele yalnızca Irak ile Türkiye arasındaki ikili ilişkiler değildir.

Mesele, bölgedeki ulaşım yollarının, enerji hatlarının ve ticaret koridorlarının geleceğidir.

Irak’ın Türkiye ile yakınlaşması, bölgedeki dengeleri değiştirebilecek bir gelişmedir.

İşte tam bu noktada İran’ın bölgesel hesaplarını iyi okumak gerekiyor.

İRAN’IN IRAK ÜZERİNDEKİ AĞIRLIĞI

Irak’ın siyasi yapısında İran’a yakın grupların önemli bir ağırlığı bulunuyor.

Bağdat bir taraftan İran’la ilişkilerini sürdürürken diğer taraftan Türkiye, Körfez ülkeleri ve Batı ile ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor.

Türkiye-Irak ilişkilerinin ulaştırma, enerji ve ticaret üzerinden güçlenmesi ise İran’ın bölgedeki geleneksel nüfuz alanını etkileyebilecek bir gelişmedir.

Çünkü mesele yalnızca petrol değildir.

Mesele yol, enerji, ticaret ve bölgesel güçtür.

TARİHTEN BUGÜNE GELEN REKABET

Türkiye ile İran arasındaki rekabetin tarihi yeni değildir.

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden itibaren Anadolu ile İran coğrafyasında siyasi ve jeopolitik rekabetler yaşanmıştır. Osmanlı-Safevi döneminden günümüze kadar farklı biçimlerde devam eden bu rekabet, zaman zaman savaşlara, zaman zaman da anlaşmalara dönüşmüştür.

Bugün de Türkiye ile İran arasında doğrudan bir savaş değil, bölgesel nüfuz ve çıkar mücadelesi vardır.

Ancak burada çok önemli bir fark bulunmaktadır:

Türkiye, başka devletlerin içindeki etnik veya mezhepsel unsurları kullanarak o ülkeleri karıştırmayı kendisine temel devlet politikası haline getirmemiştir.

ORTA ASYA DEDİK, ŞİMDİ TÜRK COĞRAFYASI DİYORUZ

Yıllarca okul kitaplarında bize “Orta Asya” denildi.

Sanki Türklerin tarihî ve kültürel coğrafyası yalnızca Orta Asya’nın belirli bir bölgesinden ibaretmiş gibi anlatıldı.

Oysa bugün daha geniş bir pencereden baktığımızda karşımızda Türk dünyası ve Türk coğrafyası dediğimiz çok büyük bir kültür havzası bulunuyor.

Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Anadolu’dan Orta Asya’ya, oradan Çin Seddi’ne kadar uzanan geniş coğrafyada Türk halklarının, Türk devletlerinin ve Türk dillerinin izlerini görmek mümkündür.

Elbette bu coğrafyada herkes aynı dili konuşmuyor; farklı Türk dilleri, lehçeler ve farklı kültürel kimlikler bulunuyor.

Ama aramızda binlerce yıllık ortak tarih, dil, kültür ve medeniyet bağları var.

İşte bazılarını rahatsız eden gerçek de budur.

TÜRKÇE’NİN SESİ NEDEN BU KADAR RAHATSIZ EDİYOR?

Biz Türkçe’nin sesinin, Türk dilinin ve Türk dünyasının yeniden birbirine yaklaşmasının bazı çevreleri rahatsız edeceğini aslında tahmin ediyorduk.

Fakat yıllarca bunu içimizdeki bazı çevrelere, başka ülkelerin söylemlerini savunanlara anlatmakta zorlandık.

Çünkü mesele yalnızca bir dil meselesi değildir.

Türkçe’nin sesi, binlerce yıllık bir tarihin sesidir.

Bosna’dan Kafkasya’ya, Anadolu’dan Orta Asya’ya, oradan Çin Seddi’ne kadar uzanan geniş coğrafyada Türk kültürünün, Türk........

© Günışığı Gazetesi