Hamaratlığa Zorlanan Kadınlar
Bünyemin hiç alışık olmadığı, bütün o bildik koşturmacamı bir çırpıda bıçak gibi kesen zorunlu bir mola…
Yaklaşık bir haftadır yatak döşek yatıyorum.
İnsan bedeni çekilince zihni de biraz sakinler, bir soluklanır sanıyor değil mi?
Yok, açıkçası öyle olmuyor.
Hastayken bile içimdeki o huysuz ses hiç susmadı: “Ev öylece kaldı, bir hafta süpürge açılmazsa ne olur sanki?”
İçim içimi yedi desem yeridir.
İki kere kalkıp o dağılan salonu toparlamaya niyetlendim, sonra iyi olmadığımı hissedince mecburen tekrar dinlenmeye geçtim.
Bazen iyileşmek için önce durmayı, hiçbir şey yapmamayı kabul etmek gerekiyormuş meğer.
Vakit geçsin, biraz kafam dağılsın diye açtığım dizide öyle bir replik çarptı ki yüzüme, adeta yorgun ruhuma ayna tuttu: “Bu yüzyılda evini toplamayı ertelemek, cesur bir feminist harekettir.”
Odanın ortasına bir taş gibi oturdu bu söz.
Benim de sakinleşmemi sağladı.
Sahi, biz kadınlar hasta yatağımızda bile neden dinlenmenin suçluluğunu çekeriz?
Gözünüzün önüne getirin; yorgun bir günün sonunda ya da gribin pençesinde koltuğa uzanmış hangi erkeğin “Aman salon da pek dağınık kaldı, kalkıp iki parça........
