Elalem Hapishanesi: 'Demesinler' Diye Tüketilen Ömürler
SPOT: Başkalarının alkışlarına mihmandarlık yaparken kendi hayatının figüranı olan modern insan, görünmez bir hapishanede ömür tüketiyor. Vitrinlerin sahte parıltısı uğruna devrilen simit tepsilerinden lüks düğün merasimlerine uzanan bu trajedi, bizi hak ve hakikatten uzaklaştıran amansız bir ömür kırbacıdır. Oysa bizler başkasının alkışlarıyla beslenen sahne mültecileri değil, kendi doğrularının tahtında oturan hür ruhlar olmak zorundayız; çünkü o simit tepsisini çamura düşüren amansız kırbaç, bugün sessizce ömrümüzü tüketiyor.
İnsanın kendi gerçeğinden kaçıp başkalarının gözündeki hayalî tahtlara oturma arzusu, insanlık tarihi kadar eski, varoluşsal bir yaradır. Ancak modern dünya, bu masum insani zaafı alıp ruhu içeriden kemiren kitlesel bir esarete dönüştürdü. Günümüz insanı, "olduğu gibi görünmek" yerine "görünmek istediği gibi olmak" labirentinde sinsice kayboluyor. Sosyolog Jean Baudrillard’ın fısıldadığı gibi; bizler artık nesneleri işlevleri için değil, taşıdıkları statüyü ve "başkalarının bizi nasıl göreceği" fikrini ambalajıyla birlikte satın alıyoruz.
? Bir Tepsi Simitten Akıllı Telefona: Bir Çağın İnfaz Özeti
Bu trajik gösteriş toplumunun anatomisini anlamak için kalın sosyoloji kitaplarında kaybolmaya gerek yok. Tüm bu esaretin özeti; bazen 1990'lı yılların sonlarına doğru o kavurucu Diyarbakır sıcağında, taşa çarpıp devrilen bir simit tepsisinin canhıraş sesinde saklıdır.
Geçimini başının üstünde taşıdığı simitlere bağlamış gencecik bir delikanlı, o dönemde lüksün sembolü olan cep telefonu uğruna ağır borçlar altına girmiştir. Sokakta adımlarken o ateş pahası telefon aniden çalar. Genç; göğsünü kabartan anlık bir refleks ve telaşlı bir gururla elini cebine atar. Fakat o anlık heyecan dengesini bozmaya yeter; başındaki tüm sermayesi, hayata dair yegâne dayanağı olan ekmek teknesi sokağın ortasına saçılır ve simitler çamura bulanır. Olaya şahit olan orta yaşlı bir vatandaş, bu acı tezat karşısında sitemle çıkışır:
“Sermayen bir tepsi simit, onu da devirdin bir telefona bakma uğruna! Hem telefon senin neyine?”
Gencin dudaklarından dökülen cevap, aslında koca bir çağın infaz özetiydi:
“Ma ‘demesinler’ diye almışam bu telefonu…”
“Ma ‘vizyonsuz’ demesinler diye yapmışam bunları” mottosu, insanı yutan sinsi bir ömür girdabıdır. "Fakir demesinler", "yetersiz demesinler" korkusu, o gencin ekmek teknesini gözünü kırpmadan uçuruma fırlatmasına neden olmuştur. Sosyolojik açıdan bu durum, alt sınıfların üst sınıfları taklit ederek yapay bir statü devşirme sancısıdır. Doğu kültürlerinde sıkça rastlanan "elalem ne der?" baskısı, kişiyi kendi ihtiyaçlarına göre değil, elalemin beklentilerine göre yaşamaya zorlar.........
