TEHLİKE GELİYORUM DİYOR
Milletlerde, cemiyetlerde bozulma çabuk olur. Islah, iyileşme ise çok zaman alır. Hatta birkaç nesil heba olur.
Ülke olarak, millet olarak bugün büyük bir bozulma, büyük bir ifsat, büyük bir çürüme ile karşı karşıyayız.
Oysa bizim atalarımız İslam’ı içselleştirerek, hak-hukuk, insanlık, hayır, hasenat ve yardımlaşma örnekleriyle adından söz ettirmiş Anadolu irfanına sahipti.
Fakat bugün bu erdemimizi kaybediyoruz. “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum” anlayışının yerini, maalesef hocasını, müdürünü öldüren, öğrenci arkadaşlarını yaylım ateşine tutan nesiller çıkmaya başladı.
Hiç lafı eveleyip gevelemeye gerek yok. Çünkü bizi biz yapan dinimize ve manevi değerlerimize sırt çevirdik. Hatta dinimize ve manevi değerlerimize savaş açanlar var.
Bu insanlar, dinden uzak, Batı’yı taklitle her şeyin iyi olacağını iddia ettiler ama olmadı ve olmuyor. Çünkü bunlar, eldekilerin kaybına da sebep oldu.
Bu düşünce, Osmanlının son döneminden itibaren Jön Türkler ile başladı ve bugün de devam ediyor.
Bir görüş, Batılılaşmak için Tanzimat’tan beri büyük bir çaba sarf etti. Hayli mevzuat değişikliği yaptı. İnsanımızı hem üzen ve hem de canını çok acıtan sert uygulamalara girişildi. Ancak dedikleri olmadı. Aksine daha da bozuldu.
Elbette bu görüşe karşı çıkıp mücadele edenler, geri kalışımızın sebebinin, İslam’dan ve manevi değerlerimizden uzak durmamızın olduğunu, şanlı medeniyetimizi yeniden kurmak için dinimize, yani özümüze dönmemiz gerektiğini savunanlar oldu. Bu uğurda büyük bedeller de ödediler.
Tüm bu tarihi tecrübe ve bugün bu yaşanan olumsuzluklara rağmen, hala bazı siyasi partiler ve birçok siyasetçi, aydın, akademisyen ve STK’nın İslam’la savaşı anlaşılır gibi değil.
Çocuklarımıza, gençlerimize, dinimiz ve manevi değerlerimizin öğretilmesine şiddetle karşı çıkıyorlar. En ufak bir faaliyeti bile rejim sorunu yapıyorlar.
Mesela MEB’nın okullara gönderdiği ve isteğe bağlı “Ramazan Etkinlikleri” talimatına dahi tahammül etmeyip bir rejim meselesi haline getirdiler. “Kâbe’de hacılar hu der Allah” ilahisine karşı çıktılar.
İyi eğitemediğimiz, güzel ahlakla donatamadığımız çocuklarımız, gençlerimiz, kötü örnekli diziler, sosyal medyadaki oyunlar ve içeriklerin etkisine maruz kalıyorlar. Bu etkiyle pompalı tüfekle okulu basan, öğretmenini sınıfta öldüren, müdüre kurşun yağdıran öğrenciler çıkıyor.
Devlet tek başına bu tehlikeli gidişatı durduramaz. Bu nedenle başta ana-baba olmak üzere, tabii ki ıslah edilmiş müfredatıyla okullarımız, öğretmenler, siyasiler, medya mensupları, akademisyenler, STK’lar bu işte işbirliği yapıp geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı ve gençlerimizi kurtarmalılar. Çünkü bu, gerçekten bir beka meselesidir.
