Sorunun da bir sorunu var
Bir felaket yaşanır. Can yanar, mal gider, doğa zarar görür. Ardından ekranlara geçilir; uzmanlar konuşur, yetkililer açıklama yapar, vatandaş üzülür. Herkes ‘bir daha olmasın’ der. Kimisi tedbirden bahseder, kimisi dua eder. Sonra ne olur? Bir sonraki felaketi bekleriz.
Çünkü biz çoğu zaman sorunu değil, yalnızca sonucunu konuşuyoruz. Oysa aynı sorun tekrar tekrar yaşanıyorsa, ortada sadece bir sorun değil, sorunun da bir sorunu var demektir. İşte tam da burada hepimiz, sorumluluk zincirinin bir halkası hâline geliyoruz. Komşuluğun bittiğinden yakınanların birçoğu, yıllardır aynı apartmanda oturduğu komşusuna bir kez olsun ‘Günaydın’ dememiştir. Çevre kirliliğine en ağır eleştirileri yöneltenlerden bazıları, balkondan halı silkelerken aşağıdaki insanı düşünmez, otomobilinin camını açıp sigara izmaritini yola fırlatırken doğayı aklına bile getirmez.
Toplumda büyüklere saygının azaldığını anlatanlar ise otobüste yaşlı bir insan ayakta beklerken, çocuğunu yan koltuğa oturtup hiçbir şey olmamış gibi davranabilir. Sonra dönüp toplumun bozulduğunu konuşuruz. Oysa toplum dediğimiz şey, aynaya baktığımız kişiden başlar. Gelelim en acı........
