menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarihin cilvesi: Kürtlere silah vermek ve Hizbullah’ı silahsızlandırmak!

26 0
13.05.2026

Washington Suriye’de eski Devlet Başkanı Beşar Esad ve IŞİD’e karşı Kürt savaşçıları finanse etmiş, silahlandırmış ve eğitmiştir. CIA, son birkaç on yıldır ABD dış politikasını eleştiren hükümetleri istikrarsızlaştırmak için birçok ülkede isyancıları ve silahlı grupları finanse etmektedir.

ABD’li yetkililer, amacın Kürtleri kullanarak İran güçlerini dağıtmak ve halk protestolarına olanak sağlamak, İran’ın kuzeyini ele geçirip kontrol altına almalarına yardımcı olmak ve böylece İsrail için bir tampon bölge oluşturmak olduğunu söylemişlerdi.

İnsanoğlu çağlar boyunca farkına varabildiği olayları özdeyiş haline getirmeyi başarmıştır. Buna tecrübe de denilebilir. Tarih her zaman tekerrür etmez, aynı suda iki kez yıkanılmaz, her damla aynı ırmağın suyuna düşmez gibi deyimler halk arasında bilinip söylenir. Lakin bazı olaylar vardır ki, çoğu kez benzeşirler. Bunlara “tarihin hilesi”, “feleğin oyunu” veya “hayatın cilvesi” de denilebilir. Nitekim birey, topluluk, kavim veya devlet, kimi zaman tarihin o cilveli yolunda yürürken sahip olduğu gücün şöhreti bile kendisini dağın zirvesine çıkarabilir. Ancak gün gelir ki zirve yerine kabir çukurunun kenarına sehven düşüverdiğini idrak edebilir.

Geçmişten örnek verelim: Mesela 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgali ve Beyrut kuşatması sonucunda dönemin İlerici Cephe bileşenleri (Sünniler, Şiiler, Dürziler, Filistinliler, Arap ulusalcıları, komünistler, solcular, liberaller, demokratlar) yenilmiş, buna karşılık ABD ile İsrail işbirlikçisi gerici ve faşist güçler zafer sahnesinde boy göstermişlerdi.

Bunları temsilen seçilen Beşir Cumeyyil hem faşist Falanjist (El Ketaib) milislerinin hem de ülkedeki Hıristiyanların çatısı altında toplandıkları Lübnan Kuvvetleri birliklerinin komutanı olması hasebiyle işgalci İsrail generali Ariel Şaron ile 17 Mayıs 1983 tarihinde bir ittifak yapmak suretiyle cumhurbaşkanlığı makamını sağlama aldığını sanmıştı. Ancak çok geçmeden de öldürüldü. 23 Ekim 1983’te yerli işbirlikçilerini korumak amacıyla Lübnan’da bulunan Amerikan deniz komandolarının karargâhı bombalandı. Toplamda 299 Amerikalı ve Fransız bahriyelisi öldürüldü. O tarihte İslami Cihad isimli bir örgüt eylemi üstlendi ki, onun mirasını devralan Hizbullah söz konusu olaydan bugüne yükselişini sürdürmekteydi.

Ancak Hizbullah’ın zirvedeki yılları artık sona ermiş görünüyor. Başta ABD ve İsrail olmak üzere batılılar ve Arap ülkelerinden bazıları bu örgütü silahsızlandırmak için askeri, ekonomik, diplomatik ve siyasi baskılarını artırıyor. Zirveden uçurumun kenarına gelme noktasında, muhtemelen silahı bıraktığı an Hizbullah yetkililerinin yargı önüne çıkarılıp idam ve müebbet dâhil çeşitli cezalara çarptırılacakları kaçınılmaz görünüyor. Zirve ile uçurum kenarı arasındaki tarihin hilesi veya cilvesi işte böyle bir şeydir. Yazının akışı içinde değineceğimiz konu da tarihin nasıl tekerrür ettiğini bize bir kez daha hatırlatacaktır.

KÜRTLERE VERİLEN ABD VE İSRAİL SİLAHLARI NEREDE?

PKK yöneticilerinden Murat Karayılan sürecin fiilen durduğunu; bölgesel gelişmeler ve siyasi kararların bu noktada belirleyici olduğunu öne sürüyor. TBMM bünyesinde aylar süren komisyon çalışmalarına rağmen somut adımların atılmadığını savunan Karayılan, ortaya çıkan raporların uygulanmamasını eleştiriyor. Hükümet ve bazı medya çevrelerinin “örgüt adım atmıyor” yönündeki eleştirilerine cevap olarak da “biz sorumluluklarımızı yerine getirdik” diyor. (30 Nisan 2026)

Durumu fırsat bilen Türk medyasındaki bazı gazeteci ve yorumcular, Kürtler ile ABD-İsrail bağlantısı türünden iddiaları tekrar tekrar gündeme getiriyorlar. Bu tarz gazetecilerin en bilineni Türkiye gazetesi muhabiri Yılmaz Bilgen, Mart 2026 sonlarına doğru TGRT TV kanalında yayınlanan söyleşisinde şöyle diyor: “İsrail, ilk etapta İranlı Kürtlere 72 bin kilometrekarelik bir (kurtarılmış-özgürleştirilmiş-FB) alan vadediyor. Buna karşılık Kürtlerin kendisi için kara gücü olarak operasyona katılmasını istiyor. Kürt koalisyonu ise İsrail’den Türk füzelerine karşı demir kubbe oluşturulmasını ve bölgenin uçuşa kapalı bölge olmasını talep ediyor.”

Bu tür iddia ve haberler yeni değil; CNN international kanalından aktaran Katar merkezli El Cezira TV sitesinde 4 Mart 2026 tarihinde benzer yorumlar yapılmıştı: “Başkan Donald Trump’ın yönetimi, muhalif Kürt grupları silahlandırma olasılığını aktif olarak görüşüyor. ABD istihbarat teşkilatı CIA’nın, ABD’nin 2003’te işgal ettiği komşu Irak’taki Kürt gruplarla çalışma geçmişi bulunmaktadır. Washington ayrıca Suriye’de eski Devlet Başkanı Beşar Esad ve IŞİD’e karşı Kürt savaşçıları finanse etmiş, silahlandırmış ve eğitmiştir. CIA, son birkaç on yıldır ABD dış politikasını eleştiren hükümetleri istikrarsızlaştırmak için birçok ülkede isyancıları ve silahlı grupları finanse etmektedir. ABD’li yetkililer, amacın Kürtleri kullanarak İran güçlerini dağıtmak ve halk protestolarına olanak sağlamak, İran’ın kuzeyini ele geçirip kontrol altına almalarına yardımcı olmak ve böylece İsrail için bir tampon bölge oluşturmak olduğunu söylemişlerdi.

ABD merkezli Axios ajansı, görüşmeler hakkında bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulundu. Ayrıca, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun aylardır ABD-Kürt bağlantısı için lobi faaliyeti yürüttüğünü de bildirdi. İsrail’in; İran, Irak ve Suriye’deki Kürt gruplar arasında istihbarat ağları kurduğunu beyan etti. Axios da ABD-İsrail’in İran’a yönelik bombalama harekâtının başlamasından bir gün sonra, Trump’ın Irak’taki iki Kürt grubunun liderleri (Başkan Mesud Barzani ve YNK Partisi Başkanı Bafel Talabani) Trump ile yapılan görüşmeyi doğrulayarak ‘ABD’nin hedeflerini daha iyi anlamak ve bu ülke ile Irak arasında güçlü bir ortaklık kurmak için görüşme fırsatı doğmuştur!’ diyerek telefonda konuştuklarını açıklamıştı.

KÖTÜ BİR HALME: KÜRTLERİ SAVAŞTA KULLANMA PLANI!

Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’dan analist Neil Quilliam ise El Cezira kanalında şunları söyledi: “Kürtleri savaşta kullanma planı, içgüdüsel olarak kötü bir hamleye benziyor. Çünkü İran’da daha fazla iç çatışmaya yol açabilir. Muhalif grupları birbirine düşürerek İran içindeki iç çatışmayı körükleyebilir. Zaten İran’daki Kürt gruplar arasında ABD’nin desteğinin yerine getirileceğine dair çok az güven ve inanç........

© Güneydoğu Ekspres