menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sol ve Kürtler, antiemperyalizm tartışmasında yeni önermeler

29 0
09.04.2026

Sol kesim kendi vadisinde kavga ettiği kurulu düzenin egemenleriyle mücadele edebilse ve hata dolu geçmişine ilişkin ciddi, uygulanabilir, gerçekçi bir muhasebe yapabilseydi bugünkü geri, tutucu, engelleyici, bölücü ve milliyetçi tutumları takınmazdı. Üstenci sömürge aydını konumuna düşmezdi.

Kürt meselesindeki tavırlarının yanlışlığı da buradan geliyor. 19 ve 20. yüzyılın koordinatlarına dayalı Marksist anlayışla Türkiye’yi, Avrupa’yı, Ortadoğu’yu velhasıl dünyayı anlamak, izah etmek ve sorunlara çözüm bulmak mümkün olmuyor. Sadece Kürt meselesinde değil, emekçiler ve sendikalar konusunda da geçerli bir tespittir bu. Aynı zamanda emperyalizm, antiemperyalizm, milli mesele, barış içinde birlikte yaşama gibi hususların yanlış algılanıp ceberut devlete yanaşma mantığının hatalı sonucudur. Son birkaç yıldır sözüm ona “emperyalist işbirlikçisi Kürtler” dogmatik Kemalistler ile onların farklı bir türevi sayılan ulusalcı sol çevrelerde çokça tartışılmaktadır. O kadar ki bu karalama bahsedilen kesimlerin Kürt sevmezliğinin hatta düşmanlığının temel tezi haline getirilmiştir. Hakarete varan bu suçlama, Rojava’daki Kürt özerk yönetiminin zorla sona erdirilmesi sırasında “başa kakma” şeklinde tezahür etmiştir. ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırısında da Kürt partilerinin birleşmesi vesilesiyle “işbirlikçilik” söylemi yeniden tedavüle sokulmuştur. Sanal ortamda yayınlanan “İştirakî Dergisi” isimli blogda bu tavrın uç noktaya vardırıldığını görüyoruz. Buradaki pek çok yazı İran mollalarının arkasında saf tutmayanlarla kendi halklarına karşı ölüm makinesi haline gelmiş olan Pasdaran (Devrim Muhafızları) ve Besic milisleriyle aynı mevzide yer almayanları “hain ve işbirlikçi” ilan eden suçlayıcı ibarelerle doludur. Aynı blogda muhtemelen kendini Besic milislerinden sayan, birikim ve tecrübe açısından düşük profil sahibi bir vatandaş da daha ileri giderek şahsıma sataşmış; yetmemiş önlerine gelene fırça atmıştır. Kürt cenahından, bilhassa gurbette yaşayan mücadele cephesinin firarileri barış sürecini de bahane ederek “Öcalan ile PKK önlerini kesmeseydiler, Kürtler ABD-İsrail-NATO ile birlikte Rojava (Suriye) ile Rojhilat’ta (İran) bir devlet kurabileceklerdi” türünden mantıksız laflar etmekteler. Sormak gerekir bu zevata: Seni tutan mı var? Al kuşan gerekli alet edevatını, ABD-İsrail-NATO’daki ilgili makamlara da müracaat et! Yanına alabilirsen git İran Kürdistan cephesine, kur devletini. Elini tutan, önünü kesen mi var! Dert burada değil de afaki düşünme tarzlarında, savaşı ve mücadeleyi eski dönem kahramanlık destanı olarak algılamalarında. Kurtarıcı olarak Zaloğlu Rüstem misali birilerinden medet ummalarında… Kürtler işbirlikçi miydi? İşbirlikçilik ile ihtiyaç halinde işbirliği ve ittifak arasında dağlar kadar fark var. Bunun izahı uzun sürer. Dileyenler, bu tür ince ayrımlara bakabilirler. Zaten Kürt cenahından “işbirlikçilik” meselesine eğilip suçlayan taraflara cevap verenler de var. Celal Temel de bunlardan biri. 10 Mart 2026 tarihli “Dünden Bugüne Kürdlerin Emperyalizmle İşbirliği Yaptığı Yalanı” başlıklı makalesini özetleyelim: “Kürdler emperyalizmle işbirliği mi yaptı, emperyalizmin kurbanı mı oldular? Kürdlerin emperyalizmle işbirliği yaptığı büyük bir yalan ama Kürdistan’ın emperyalistler eliyle bölündüğü, benzeri olmayan uluslararası bir sömürge hâline getirildiği bir gerçek. Soruyoruz: Kürdler emperyalistlerle işbirliği yaptıysa hani Kürdistan? 1920’lerde Büyük Britanya’nın başını çektiği emperyal güçler isteselerdi bir Kürd devleti kurulamaz mıydı? Büyük Britanya, dönem boyunca, bir taraftan Arap şeyhleriyle işbirliği yaptı; diğer taraftan, Osmanlı Hükûmeti ve sonra da Ankara BMM Hükûmeti ile açık-gizli ilişkiler geliştirdi; Kürdleri oyaladı ve Kürdlerin ulusal haklarının gasp edilmesinde başrolü oynadı. Neticede Büyük Britanya’nın emperyalist çıkarları Kürdlerle değil, Arap ve Türk milliyetçileriyle çakışınca Kürdler sürecin kurbanı oldular. Solcu-Sağcı, Kemalist-İslamcı, hep Kürdistan’da emperyalist aradılar. Onlara göre, emperyalistler olmasa Kürdler hak istemesini bilmeyeceklerdi. Kemalizm’le düşünsel bağları hiçbir zaman kopmayan Türk solcuları ve güya Kemalizm’e karşı olan Türk İslamcıları, Kürdler söz konusu olduğunda hep benzeştiler. Beraberce emperyalizm teorileri, komplo teorileri üretip ‘mevzubahis vatansa…’ nakaratları okudular. Günümüzde haklı olsalar da ezilen ulusların, silahlı-güçlü ezenlere karşı silahlı yoldan başarma şansları kalmadı. Kürdleri egemenliklerinde tutan Türkiye, İran, Irak, Suriye devletleri bunu iyi biliyorlar. O yüzden, Kürdlerin haklılıktan doğan haklarını aramalarını ‘terör’; diplomasi yapma girişimlerini, ‘emperyalizm işbirlikçiliği’ olarak nitelendiriyor, suçluyorlar. Onlar yaparsa başarılı diplomasi, Kürdler yaparsa suç, teröristlik, işbirlikçilik, hainlik…” Celal Temel kardeşimizden alıntıladıklarım, meselenin günlük siyasi yönüyle ilgilidir ve hem tartışma hem yerinde polemikleri içermektedir. Ancak bana göre Kürt aydınlarından Cemil Gündoğan’ın bahsedilen itham ve suçlamalara karşı tarihi arka planı olan teorik gerekçelerini hayli nitelikli ve seviyeli bulurum. 7 Mart 2026 tarihli youtube konuşmasının tamamına katıldığım için, metni olduğu gibi aktaracağım: Çürütülen antiemperyalizm ilkesi “Kemalizm ile düşünsel bağlarını koparamamış Türk solcularıyla, Türk İslamcıları bir süreden beridir Kürtleri emperyalizmin işbirlikçisi olmakla suçluyorlar. Her konuda birbirlerinin boğazına sarılan Kemalistlerle İslamcıların Kürtlere saldırı konusunda ağız birliği (son örneği Suriyeli cihatçıların Kürtlere yönelik imha operasyonunda görüldü-FB) yapmaları dikkat çekici. Bu durum, anti-emperyalizmle ilgili geçmişteki beylik tartışmayı yeniden gündeme getirdi. İnsanlığın ‘emperyalizm’ kavramına en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde bu kavramın kokuşmaya başlaması gerçekten de büyük kayıp. Bütün bu konuları birbirleriyle olan ilişkileri içinde tartışmaya çalıştım. Antiemperyalizm, solculuğun siyasi literatüre kattığı ilkelerden biridir. Sadece ideolojik ve siyasi değil, aynı zamanda ahlaki boyutları da olan bir ilkedir. Kapitalizm, 1800’lerin sonlarına doğru emperyalizm aşamasına varmıştır. Bunu mümkün kılan şey ise rekabetçi kapitalizmin yerine tekelci kapitalizmin geçmiş olmasıdır. Bu aşamayla birlikte dünyanın büyük devletleri arasındaki paylaşımı kural olarak sona ermiştir. Dolayısıyla da yükselen süper bir devlet kendisi için bir pazar elde etmek isterse, başka bir devletin elindekini zorla şerle almak durumundadır. Yani artık paylaşım değil, yeniden paylaşımdır söz konusu olan. Birinci ve İkinci Dünya savaşları bu yeniden paylaşımın iki tipik örneği olarak anlatılır kitaplarda. Tarihteki imparatorlukların emperyal yani yayılmacılık faaliyetlerinden farklı olarak günümüzdeki emperyalizm, kapitalizmin tekelci aşamasına denk düşen yayılma ve hegemonya faaliyetlerinin adıdır. Buradan gördüğümüz üzere emperyalizme karşı mücadele, sosyalistlerin önemli görevleri arasına girmiştir. Sadece emperyalizm kapitalist sistemin ömrünü uzattığı için değil, sosyalizmin ezilenlere karşı taşıdığı ahlaki yükümlülükler de böyle bir görevi gerekli kılmaktadır. Bu tutum, rakip ideolojilere karşı sosyalist harekete muazzam ahlaki bir üstünlük de sağlamıştır. Gelgelelim hikâyenin tamamı bundan ibaret değildir. Kâğıt üzerinde harika duran bazı ilkeler, hayatın gerçekleriyle karşılaştığında kâğıt üzerindeki kadar temiz kalamazlar. Anti-emperyalizm ilkesi de........

© Güneydoğu Ekspres