Nato zirvesi hakkında akla takılan hayati noktalar
Temmuz 2026 tarihinde Ankara‟da toplanan NATO liderler zirvesi, rutin bir faaliyet olarak görünse de esasında ittifakın kendisi hakkında çok daha derin soru ve sorunları gündeme getiriyordu. Görünen o ki NATO üyesi ülke liderlerinin ve medyanın kamuoylarını yönlendirip saha gerçekliği dışında algı yaratma gayretlerini biryana bırakırsak, Avrupa merkezli NATO ile Donald Trump başkanlığındaki Amerikan yönetiminin zıt tutumları nedeniyle Atlantik ötesi ilişkiler giderek karmaşıklaşıyor, anlaşmazlık
Trump, İran‟a karşı savaşında Avrupa tarafından yalnız bırakılmasına fazlasıyla öfkelenmiş; Ankara Zirvesinde “benzeri görülmemiş bir birlik” vurgusu yapsa da müttefiklerine yönelik sert açıklamaları, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının boyutunu açığa çıkarmıştı. Keza NATO Genel Sekreteri Mark Rutte‟nin Washington‟un NATO‟ya bağlılığı konusunda liderlere güvence vermeye çalışmasına rağmen, Trump‟ın pervasız açıklamaları temel bir soruyu yeniden gündeme taşımıştı: ABD‟nin savunma şemsiyesi hâlâ garanti altında mıydı? Trump yönetimiyle Avrupa merkezli NATO üyesi ülke yetkilileri arasındaki ayrılık ve endişeleri birkaç noktada özetlemek mümkün: Ukrayna‟daki savaş karşısındaki tutumda ihtilaf. Savunma bütçelerindeki oranın yükseltilmesi yolundaki Amerikan talebinin kalıcı siyasi bir baskı aracına dönüşme ihtimali. Trump’ın Avrupa Birliği‟ne yönelik ticari tehditleri, Atlantik ötesi ticaret savaşı endişelerinin yeniden gündeme getirilmesi. Amerika’nın Avrupa’daki askeri birliklerinin tamamını geri çekme ihtimali.İran-İsrail saldırısı sırasında Avrupa’nın bekle ve gör tutum takınmasının yol açtığı gerilim. Savaş karşıtı tutumu nedeniyle Trump’ın İspanya’yı “kaybedilmiş bir dava” olarak nitelemesi. Grönland Adası konusunda başta Danimarka olmak üzere AB üyelerinin “gerekirse güç kulla narak oraya el koyarız” diyen ABD yönetimine karşı çıkması. Trump‟ın, Hint Okyanusu‟ndaki stratejik öneme sahip İngiliz-Amerikan askeri üssü Diego Garcia‟dan gerekirse “vazgeçebiliriz” yolundaki sert demeci. Konu hakkında El Mecelle dergisi, İngiltere‟nin öncülüğünde aralarında Baltık ülkelerinin de bulunduğu 10 devletin Trump‟ın Ukrayna ve AB ülkelerine destek vermemesi, hatta yetkilileri azarlaması üzerine NATO adına “gizlice ve alternatif operasyon planı hazırladığına” dair bir makale yazmıştı; ilgilenenlere öneririz.. NATO hakkındaki diğer ayrıntılara girmeden önce Türkiye’nin Zirve münasebetiyle yaptığı hazırlıklara ve güvenlik adına alınan baskıcı tedbirlerin tarihi arka planını bakmayı, bazı hususların daha iyi anlaşılması adına önemli buluyoruz. II. Abdülhamid’in Alman İmparatorunu karşılama hadisesi Yrd. Doç. Dr. Ömer Kürşad Karacagil, Panislamizm siyaseti güden Padişah II. Abdülhamid’in müttefik saydığı Alman imparatoru (Kaiser) II. Wilhem‟in İstanbul‟da ağırlama hikâyesinin ilginça yrıntılarıyla sunmaktadır, paylaşıyoruz: “II. Abdülhamit Osmanlı‟nın çöküşünü bekleyen devletlere karşı Kaiser II. Wilhelm ile sıkı bir dostluk kurmak istiyordu. Öyle ki II. Wilhelm‟in siyasi ziyareti sırasında İstanbul‟da konaklaması için yüksek duvarlar arkasındaki bir avluda zatıâlileri için saray inşa ettirdi. II. Abdülhamit zamanında Kaiser, 21 Ekim 1889 ve 5 Ekim 1898 tarihlerinde İstanbul‟u iki kez ziyaret etti. II. Abdülhamit ġale’yi ikinci geliĢşne özel olarak baştan ayağa yeniledi. ilk Osmanlı konukevi olan ġale (kelimenin Fransızca orijinali dağ evi anlamındaki chalet‟tir) 1889 yılında Sarkis Balyan tarafından yapılan ek bina oda ve salonlarla genişletildi. II. Abdülhamid‟in 1880‟li yılların sonlarında takip etmeye başladığı islamcılık siyasetinin Almanlarca desteklenmesi iki ülkeyi (Almanya ile Osmanlı) birbirine yakınlaştırmıştı. 1889‟daki Osmanlı‟yı ilk ziyaretinde Alman İmparatoruna eşi Augusta Victoria, kardeşi Prens Henri, Meklenburg Dukası ve Dışişleri Bakanı Kont Herbertvon Bismarck eşlik etti. II. Abdülhamid Alman imparatorunun ziyaretine çok fazla önem vermekteydi. Bunun bir göstergesi olarak da Berlin‟den İstanbul‟a kadar imparatora refakat etmek üzere Müşir Ali Nizami ve Keçecizade Fuat Paşaları özel bir trenle yollamıştı. Gazeteler günlerce imparatorun ziyaretinden bahsettiler. imparator, birçok kısmı kendisi için inşa edilen ve sonraki ziyaretlerinde de kalacağı ġale köĢkünde ağırlandı. İstanbul‟da yaşayan Almanlarla da görüşen imparator II. Abdülhamid tarafından onuruna verilen ziyafetlere katıldı. Misafirler, İstanbul‟da bulundukları süre içinde birçok ziyarette bulundular. İmparator ve İmparatoriçe ilk gün Alman Büyükelçiliği, Alman Lisesi ve Teutonia kulübünü ziyaret etti. İkinci gün müzeleri gezdi. İmparatoriçe ise aynı gün merak ettiği Osmanlı haremini görmeye gitti. Padişah‟ın eşleri vekızlarıyla tanıştı. Üçüncü gün atla İstanbul‟u gezen İmparator, elçiler ve II. Abdülhamid’le görüşmeler yaptı. Akşam da tiyatro izledi. Dördüncü gün İmparator İstanbul‟da bulunduğu süre zarfında Alman kolonisinin ileri gelenlerini kabul etti. Deutsche Bank Müdürü Dr. Siemens’e, Anadolu Demiryolunun Bağdat‟a kadar uzatıldığı haberini verdi. Ayrıca imparator, Siyonist oluĢumun lideri olarak kabul edilen Dr. Theodor Herzl ile de bir görüşme yaptı.” (Bkz. https://dergipark.org.tr/tr/pub/iuturkiyat/article/195441, Türkiyat mecmuası, sayı 2, cilt 24, 14 Aralık 2014) Sahne önü ve sahne arkası: “Her iktidar kendi tiyatro oyununu sahneler! ”Kimi kaynaklarda İstanbul‟a ziyaretin magazinsel ve ekonomik yanına da değiniliyor. Söz gelimi ziyaret münasebetiyle eski şehrin yol güzergâhı üzerindeki cadde ve sokaklar aylarca önce temizlenip boyanmış; dilenciler sokaklardan toplanıp Darülaceze‟ye kapatılmış; devlet etrafı süslemekle kalmamış, yoksulunu bile gizlemişti. Bir Fransız diplomatın kaydına göre toplamda 30 milyon Frank harcama yapılmıştı. Bu miktar Osmanlı bütçesinin onda biri kadardı. Bu para devletin parasıydı, vergisini ödemediği için hapse konulan köylünün parası da buna dâhildi. Sosyolog Erving Goffmar bu tür merasimleri “sahne önü ve sahne arkası” diye adlandırır. Ona göre, her iktidar bir tiyatro sahnelemektedir. Sahne önünde ihtişam, düzen gösteriş; sahne arkasında yoksulluk, baskı ve yasaklanması gereken ne varsa o bulunur. Ve kural Ģudur: “Misafir sahne önüne oturtulur, halk ise sahne arkasına süpürülür.” Peki, Kaiser (Alman İmparatoru) II. Wilhelm payitahta niçin gelmişti? İstanbul’daki karşılama merasimini tatmaya veya gittiği tiyatro oyununu alkışlamaya değil elbette! Ziyaret kapsamında siyaset de vardı ticaret de...Nitekim bu münasebetle Hicaz ve Bağdat demiryollarının imtiyazı Alman Deutsche Bank‟a verildi; Haydarpaşa Limanın ihalesi Alman firmalarına... Silah sözleşmesi Alman fabrika sahipleriyle imzalanmış oldu. Sahne önünde dostluk oynanırken, sahne arkasında imparatorluk mülkleri satılıyordu. Hicaz Demiryolu inşaatının masrafı o gün için dört milyon lira tutuyordu. Bu da dönemin bütçesinin ‟ine tekabül ediyordu. Böyle bir maliyeti karşılayacak bütçe olmadığından bağış toplama ve ek vergi yollarına gidildi; maaşlardan kesintiler yapıldı. Çeşitli dış temsilciliklerden yardımlar gelmesiyle de proje maliyeti karşılanır duruma geldi. Osmanlı geleneği Ankara’da devam etmektedir Demek ki gelenek devam ediyor. ABD BaĢkanı Donald Trump ile 30 ülke liderinin katılacağı NATO zirvesi hazırlıkları sırasında Etimesgut‟ta özel bir pistle, konukevi yapıldı. Yol güzergâhları gözden geçirilerek temizlenip boyandı. Boğaz’daki köprü Amerikan bayrağının renkleriyle ışıklandırıldı. 12 milyarı bulan (11 milyar 579 milyon 319 bin lira) harcama yapıldı. Başkent Ankara‟da adı konulmamış sıkıyönetim kuralları uygulandı. Kritik noktalarda polisler konuşlandırıldı. İki hafta önceden şafak Operasyonlarında “şüpheliler” tutuklandı. NATO karşıtı bildiri, toplantı, yürüyüş ve protestolar zor kullanılarak bastırıldı. Çok sayıda insan gözaltına alındı.Yurt içi veya yurtdışında yayın yapan yazılı-görüntülü medya organları yasaklandı veya engellendi.Sosyal medya dolaşımları, hem kontrol-denetim merkezlerinden hem de uluslararası bağlantılaryoluyla karartıldı. Business yani al-ver meselesine gelince… Trump’ın oğlunun Ankara ziyareti rastlantı olmasa gerek; kendisinin NATO‟nun veya ABD’nin Türkiye‟deki milli silah sanayinin belkemiği olan ASELSAN‟a hissedar olmasından söz edildi. İktidarın milli-yerli diye göklere çıkardığı ve hatta F-35 gibi hayalet uçaklarla eşleştirdiği KAAN‟ın iki motoru için toplam 1 milyar 400 milyon dolar ödemesi konusunda mutabakata varıldığı söylendi. Henüz dillendirilmeyen iş-satış sözleşmelerini de hesaba katarsak ABD Başkanı Donald Trump’ın, dönüş yolunda Türkiye ziyaretine ilişkin övücü açıklamasının sebebini daha iyi anlarız: “İki çok iyi gün geçirdik. Türkiye ile çok iyi ticaret anlaşmaları yaptık. Çok iyi bir ortak oldular. Bu arada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan........
