GÖÇ: BAVULA SIĞMAYAN HAYATLAR…
Elinizde bir bavul vardır. İçinde birkaç parça eşya, birkaç kitap, belki birkaç gömlek… Ama aslında bavula sığmayan koskoca bir hayatı yanınızda götürüyorsunuzdur. Arkadaşlarınız terminalde sizi uğurlar. ‘Güle güle git, kendine dikkat et’ derler.
Otobüs hareket eder. Siz camdan el sallayan arkadaşlarınıza bakarsınız. Otobüs şehirden uzaklaştıkça tanıdığınız sokaklar, caddeler, insanlar geride kalır. Bir süre sonra gözünüzün önüne anılar gelmeye başlar.
Birlikte oynanan maçlar…
Edremit'te yenilen yemekler, göle girilen saatler…
Ve birden boğazınız düğümlenir. Yanınızdaki yolcu sizin ne yaşadığınızı bilmez. Siz de belli etmemeye çalışırsınız. Başınızı cama, perde tarafına çevirirsiniz. Gözleriniz dolar. Çünkü artık bilirsiniz; Bu bir gezi değildir. Bu, geri dönüşü belli olmayan uzun bir yolculuktur. Ben göçün ne demek olduğunu böyle öğrendim.
Diyarbakır'da doğdum. Daha bir yaşındayken ailemle Van'a geldik. O ilk göçü hatırlamıyorum. Çocukluk hafızamda bir otobüs, bir bavul, geride bırakılan bir ev yok. Ama yıllar sonra meslek hayatımda Van'dan Şanlıurfa'ya tayinim çıktığında göçün ne olduğunu iliklerime kadar hissettim.
Arkadaşlarım benim için bir veda günü düzenlemişti. Edremit'te yedik, içtik, gezdik, göle girdik, güldük. Ama günün sonunda herkesin yüzünde başka bir ifade vardı.
Ertesi gün Van Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde bazı arkadaşlarım beni uğurlamaya geldi. Bazıları işi nedeniyle gelemedi. Otobüse bindim. El salladılar. Otobüs hareket etti. Ve ben o anda anladım; İnsan bir yerden ayrılırken aslında sadece bir yerden ayrılmıyor. Anılarından, alışkanlıklarından, dostlarından, mahallesinden, çocukluğundan ve kendisini kendisi yapan birçok şeyden de ayrılıyor. Ben Van'dan Şanlıurfa'ya gittim. Ama 27-28 yıl boyunca Van'dan ayrı kaldım. İşte göç budur.
BAVULA SIĞMAYAN HAYATLAR
İnsanlar neden göç eder? Bu sorunun tek bir cevabı yok.
Kimi ekmek için gider.
Kimi daha iyi bir hayat umuduyla.
Kimi güvenlik nedeniyle.
Kimi savaşın, çatışmanın, yoksulluğun veya işsizliğin önünden kaçar.
Kimi de doğduğu yerde artık geleceğini göremediği için yola çıkar.
Ama bütün bu nedenlerin ortak bir tarafı vardır; İnsanlar çoğu zaman göç etmeyi seçmekten çok, göç etmek zorunda kalırlar.
Türkiye'nin özellikle Doğu ve Güneydoğu'sunda 1990'lı yıllarda yaşanan zorunlu göç bunun en acı örneklerinden biridir. Çatışmalı yıllarda binlerce köy ve mezra boşaldı. TBMM kayıtlarına yansıyan Meclis araştırma verilerinde 3 bin 428 yerleşim biriminin boşaltıldığı ve yüz binlerce insanın yerinden edildiği belirtiliyor.
Bir gazeteci olarak o yıllarda bunun izlerini ben de takip ettim. Hakkari’nin Çukurca İlçesi Uzundere Beldesi de........
