Toplumsal çürüme…
23 Nisan Ulusal egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle gerek benim yazımda, gerek gelen iletilerde ve gerekse yaptığım konuşmalarda salona hakim olan duygu şu idi; Ancak büyük, öngörülü, zeki, vatan aşığı olan bir lider bir bayramı çocuklara, bir başka bayramı gençlere adayabilir, bunu bir jest olmaktan öte geleceğin inşası olarak planlar, günün çocuklarına, yarının gençlerine, “geleceğin sorumluları sizsiniz!” der, onlara erken yaşlarda cesareti, görev bilincini aşılayarak, onları özne olarak görüp kimlik ve kişilik sahibi olmalarını sağlar, toplumun öncüleri olarak konumlar ve adres ve umut sizlersiniz der. Bunun tarihte bir başka örneği de yoktur…
O nedenledir ki o aidiyet duygusu, o sorumluluk bilinciyle yetişen, cumhuriyet değerlerini içselleştiren ailelerin, eli öpülesi cumhuriyet öğretmenlerinin ellerinde yoğrulan kuşak bugün hala mücadeleden yılmayan, ürkmeyen, koşan, koşturan, paylaşan, yazan, konuşan kuşaktır…
Tam da burada geçmişe dönme zamanıdır…
Kendi çocukluk ve gençlik yıllarımı hatırlıyorum. Soran, araştıran, kolay tatmin olmayan, evlerinde kitap olan, kütüphanelerden çıkmayan, öğretmenlerini derslerde, ders aralarında, koridorlarda, öğretmenler odasında bile sorularla sıkıştıran kuşaktık…
Öğretmenlik yıllarıma dönüyorum. Liseden üniversiteye her kademede ve farklı disiplinlerde tiyatrodan tarihe, edebiyattan etkili iletişime ders verdiğim kurumlarda soru soran, hatta sorularıyla köşeye sıkıştıran çok az öğrenciyle karşılaştım desem mi? Bilmiyorum!
Bildiğim o ki; Başöğretmen bize özel gün ve bayramlar vererek bizleri hayata, yarınlara, sorumlululuk duygusunun ne olduğuna, geleceğin bizim ellerimizde yoğrulacağına, bunun bir jestten öte güven duygusunun işareti olduğuna daha o yıllarda inandı ve hatırlattı. Ancak biz bunu anladık mı, uyguladık mı, verdiğimiz sözü tuttuk mu gibi soruları izaha muhtaç olarak görüyor, geldiğimiz ve getirildiğimiz bu kırılma........
