Esnaf Kendi İpini Çekiyor
Misafirperverliğiyle övünen, "Tanrı misafiri" kavramını baş tacı eden bir kültürden; turisti sadece cüzdanı olan, her fırsatta çarpılması gereken bir nesne olarak gören bir "taciz ve kazıklama kültürüne" nasıl evrildik? Bu sorunun cevabı, kendi bindiği dalı hırsla kesen esnafın, taksicinin ve hanutçunun körlüğünde gizli.
Sokaklarda yürümek artık bir dinlenme aktivitesi değil, adeta bir engelli koşu. Adım başı dükkan önlerinden fırlayan, "Buyur abi, Come here şef, Bana gel bana gel!" diye kolunuzdan çekiştiren çığırtkanlar... Bu sadece agresif bir pazarlama tekniği değil; insanın kişisel alanına, huzuruna ve özgürlüğüne yönelik açık bir tacizdir. Bir turistin sadece yürümek, vitrine bakmak ya da hiçbir şey yapmadan o sokağın havasını solumak hakkı yok mu? İnsanları dükkana sokmak için uygulanan bu psikolojik ve fiziksel baskı, turisti oradan alışveriş yapmaya değil, arkasına bakmadan o şehirden kaçmaya zorluyor.
Bu taciz sarmalı sokakla da sınırlı kalmıyor; şehrin can damarı olması gereken ulaşıma, yani taksilere sıçrıyor. Taksicilerin yerli yolcu beğenmemesi bir yana, yabancı bir turist........
